Değerli okurlar,
Bu ülkede pastanın önünde kim varsa, pastayı o yiyor!
Yetim emanetiyle, mazlumun hakkıyla sem izleniyorlar.
Türkiye’de sağ-sol tartışmalarına bir de bu gözle bakın.
Ortada kocaman bir pasta var.
Pastanın sağında oturana sağcı, solunda oturana solcu deniyor.
Bir de ellerini açıp dua edenler var; onlara da dinci deniyor.
Peki, bu sofranın dışında kimler var?
Şükretmesi istenen gariban halk!
Bugün ülkenin manzarasına baktığınızda bunu görüyorsunuz.
Sağcıyım diyen de yiyor, solcuyum diyen de…
Kimi muhafazakâr, abdestli kimliğiyle, kimi demokrat kimliğiyle, kimi Atatürkçülük söylemiyle karşımıza çıkıyor.
Ama vatandaşın sofrası her geçen gün küçülüyor.
Kime oy verirseniz verin, değişmeyen bir manzara var: Sofranın başında paylaşanlar belli, hesabı ödeyenler ise yine millet!
Bazen sağ gösterip sol vuruyorlar, bazen sol gösterip sağ vuruyorlar. Kimisi demokrasi diyor, kimisi muhafazakârlık…
Kimisi de duaya durup halka sabır tavsiye ediyor.
Peki, sabır da bir yere kadar değil mi?
Sağcısı, solcusu, dincisi, Atatürkçüsü bir gün doyacak olsa, belki garibanın da karnı doyacak!
Ama ne hikmetse bir türlü doymuyorlar.
Hep daha fazlasını istiyorlar.
Kendi çıkarlarına gelince her türlü yolu buluyor, yaptıklarına da bir kılıf uyduruyorlar.
Kimi muhafazakârlığın arkasına sığınıyor, kimi demokratlığın…
Kimi Atatürkçülüğü öne çıkarıyor, kimi de dinî söylemlerle kendine dokunulmazlık oluşturmaya çalışıyor.
Oysa mesele, kimin hangi görüşü savunduğu değil; kimin milletin emanetine nasıl sahip çıktığıdır.
Elbette emrolunduğu gibi dosdoğru yaşayanlara, makamını ve imkânını millet için kullananlara, kul hakkından korkanlara sözümüz yok.
Milletin emanetini kendi namusu gibi koruyanlardan Allah razı olsun.
Bizim sözümüz; milletin emanetini pervasızca çarçur edenlere, kamu imkânlarını kendi çıkarı için kullananlara, yolsuzluk iddialarına karşı hesap vermekten kaçanlara ve emanete ihanet edenler karşısında sessiz kalanlaradır.
Çünkü kamu malı kimsenin babasının malı değildir.
O makamlar kimsenin şahsi mülkü değildir.
O para da milletin alın teridir.
Kim hangi görüşten olursa olsun, milletin hakkını korumak zorundadır.
Sağcı olmak da yetmez, solcu olmak da…
Dindar görünmek de yetmez, Atatürkçüyüm demek de…
Önemli olan, insanın adaletli, dürüst ve hakkaniyetli olmasıdır.
Millet artık slogan değil, hizmet istiyor.
Gösteriş değil, dürüstlük istiyor.
Kutuplaşma değil, adalet istiyor.
Çünkü bu ülkenin insanı, başkalarının zenginleşmesini izleyip kendi yoksulluğuna şükretmek zorunda değildir.
Son sözüm şudur: Türkiye’de gerçekten sağ-sol meselesi mi var, yoksa mesele pastanın başına kimin oturduğu mu?
Pasta hep aynı eller arasında dolaşıyor, gariban halk da uzaktan bakıyorsa, burada dönüp düşünmemiz gereken çok şey var.
Peki, siz ne düşünüyorsunuz değerli okurlar?
Türkiye’de gerçekten sağ-sol kaldı mı, yoksa sadece pastanın hangi tarafından yenildiği mi değişiyor?