Sonbahar ayına “hazan ayı” derler.
Belki de en çok bu yüzden hüzün kokar Eylülle başlar, Ekim, Kasım’la biter.
Ağaçlar yavaş yavaş yapraklarını bırakır, rüzgârlar biraz daha sert eser, gökyüzünde çeşit çeşit bulutlar dolaşır.
Sanki bütün tabiat, Eylül’ün gelişini beklercesine sessiz bir değişime hazırlanır.
Ben de sonbahar geldiğinde, dökülen yaprakları seyredip dalar giderim.
Nedendir bilmem ama sararıp toprağa düşen her yaprak bana ölümü hatırlatır.
Bir zamanlar o yapraklar da canlıydı.
Yemyeşildi…
Güneşe yüzlerini döner, yağmurlarla yıkanır, rüzgârlara karşı koyarlardı. Baharın coşkusunu, yazın sıcaklığını yaşadılar.
Günlerce, aylarca ağacın dallarında hayatın bir parçası olarak durdular.
Sonra mevsim değişti.
Yeşil, yerini sarıya bıraktı.
Meyvelerini insanlara ikram etti.
Sararan yapraklar önce soldu, sonra dallarından koptu ve birer birer toprağa düştü.
İnsan hayatı da biraz böyle değil mi?
Dünyaya geldiğimizde tıpkı baharın taze yaprakları gibiyiz.
Büyürüz, güçleniriz, hayatın bütün güzelliklerini yaşamak isteriz.
Güneşli günlerimiz olduğu kadar fırtınalı zamanlarımız da olur.
Nice rüzgârlara göğüs gerer, nice yağmurlardan geçeriz.
Ama hiçbirimiz sonsuza kadar aynı dalda kalamayız.
Vakti geldiğinde hayatın yaprakları da birer birer dökülür.
Kimi erken düşer toprağa, kimi yıllarca direnir.
Kimi sessizce gider, kimi ardında derin izler bırakır.
Fakat sonunda hepimiz, hayat ağacının bir yaprağı olduğumuzu anlarız.
Dökülen her yaprak bana, dünyadan göçüp giden insanları düşündürür.
Bir zamanlar bizimle aynı sofraya oturan, aynı sokaklarda yürüyen, gülen, konuşan insanlar…
Bugün belki yalnızca bir fotoğrafta, bir hatırada, bir duada yaşıyorlar.
Tıpkı sonbaharda ağacından ayrılan bir yaprak gibi…
Belki de ölüm, hayatın en zor ama en gerçek tarafıdır.
Bize her şeyin geçici olduğunu hatırlatır.
Gençliğin, güzelliğin, makamın, seçilmiş ligin, zenginliğin ve hatta zamanın bile…
Sonbahar işte tam da bunu fısıldar insanın kulağına: Dökülen yapraklara bakarken hüzünleniyorum.
Ama belki biraz da şükretmek gerekiyor.
Çünkü o yapraklar düşmeden önce yeşerdiler.
Güneşi gördüler, yağmuru yaşadılar, rüzgârla dans ettiler.
Yani kendilerine verilen ömrü tamamladılar.
İnsan da öyle…
Önemli olan, dalda ne kadar uzun kaldığımızdan çok, kaldığımız süre boyunca nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Bir gün bizim de yapraklarımız dökülecek.
Hesap günü adalet terazi kurulacak haklı hakkını alacak.
Salih olarak yaprağını dökenler yeşerecek kimileri ateşin odunu olacak.
Arkamızdan kim bilir kimler hüzünlenecek, kimler bizi hatırlayacak, kimler bir sonbahar akşamında gökyüzüne bakıp bizi düşünecek?
Belki de hayatın asıl anlamı burada saklıdır.
Yasarken kime kul olduk, Allah’a mı dünyalıklara mı?
Döküleceğimizi bilerek dünyada emredildiği gibi dost doğru yaşamak…
Ve düşerken bile ardımızda güzel bir iz bırakmak.
Sonbaharda yapraklar dökülmeye devam edecek.
Ben yine onları seyredeceğim.
Yine hüzünleneceğim.
Ama bu kez yalnızca ölümü değil, yaşamanın kıymetini de düşüneceğim.
SONBAHARDA DÖKÜLEN YAPRAKLAR
Zafer Çam
Yorumlar
Trend Haberler
Kırşehirli genç 32 yaşında hayatını kaybetti
Koca çınar hayatını kaybetti
İşte Kırşehir’de Çalışma Yapılacak Cadde ve Sokaklar
Karayollarından emekli Metin hayatını kaybetti
Genç, başkan seçildi
Kırşehir’de Kadroya Geçen 16 Personel Yemin Etti
Bugün bir erken seçim olsa, Cumhurbaşkanı adayınız kim olurdu?
Ankete Katıl
Özel Haber
Basın İlan Kurumu