İstanbul selle teslim oldu.
İlk değildi bu teslim oluş…
Sonda olmayacak gibi gözüküyor.
Çarpık kentleşme ve plansız şehirleşme, günümüzde şehirleri seller karşısında savunmasız bırakıyor.
Doğal afetlerin yıkıcı etkisini artıran temel unsur, doğanın dengesini gözetmeden yapılan insan müdahaleleridir.
Uzun süreli her yağışın ardından benzer manzaralarla karşılaşıyoruz.
Akan sular sele dönüştü, önüne ne çıktıysa sürükledi.
Caddeler, sokaklar, yollar göle döndü.
Binalar çamura gömüldü İstinat duvarları yıkıldı.
Dere yataklarına ve kenarlarına yapılan binalar sel sularıyla karşı karşıya kaldı.
Metro istasyonları, Yollar, köprüler, parklar, çöktü.
Masum canlar sele gömüldü.
Bundan sonra yaşanacak şiddetli yağışlarda neler olacağını bugünden kestiremeyiz.
Ama yalnızca dua ederek sorumluluktan kurtulamayız.
Burada sorumlu aramıyorum; sorumluluğu seçilmiş belediye başkanlarına ve ekiplerine hatırlatıyorum.
Sele teslim olmuş şehirlerin yöneticileri, dere yataklarını kapatırken bir gün yağmur yağdığında suların nereye akacağını neden düşünmediler?
Seçilmişler, şehirlerin geleceğini değil, ceplerini düşünen anlayışlarla planlar yaptı.
Altyapıya değil, üstyapıya baktılar.
Çarpık yapılaşmayı ve imar sorunlarını da eklediğimizde felaket kaçınılmaz hâle geldi.
Böyle olunca da felaket göz göre göre geliyor.
Yaşadığımız sel felaketleri bir değil, iki değil, üç değil son hiç degil…
Peki, neden?
Neden her şiddetli yağışın ardından kentlerimizi sular götürüyor?
Neden aynı manzaraları tekrar tekrar izliyor, aynı acıları yaşıyor, aynı zararları konuşuyoruz?
Altyapı yetersiz…
İmar planları sorunlu…
Doğal alanlar tahrip edilmiş…
Ama bütün bunların hesabını sormak yerine, her felaketin ardından “kader” deniliyor.
Suçu Allah’a havale etmek kolay.
Peki, insanın hiç mi suçu yok?
Aslında herkes, yanlış yapılaşmanın ve yetersiz altyapının bir gün ağır bedeller doğurabileceğini biliyordu.
Ancak bu durum, getirim peşinde koşanların ve yanlış kararlara göz yumanların işine geliyordu.
Dereleri doldurup üzerlerine binalar yapanlara göz yumarsanız…
Dere yataklarına imar izni verirseniz.
Arazi rantının peşine düşüp kentleri doğal dengelerinden uzaklaştıranlar kim?
Bütün bunlara göz yuman, hatta kimi zaman önünü açan yerel yönetimler değil de kim?
Halkın en güvenilir kişi olarak seçtiği ve kentin emanet edildiği belediye başkanları…
Onların encümenlerinde, imar komisyonlarında görev alanlar…
Belediye meclislerinde, neye karar verdiklerini yeterince sorgulamadan parmak kaldırıp indirenler…
Kentin geleceğini birkaç kişinin rantına kurban edenler değil de kim?
Şunu unutmayınız: Doğa, kendisini hiçe sayan insanoğluna er ya da geç cevabını verir.
Dere yataklarını beton yığınlarıyla doldurursanız bir gün su, kendi yatağını yeniden arar.
Suçlusu yalnızca yağmur değil; doğayı hiçe sayan, altyapıyı ihmal eden ve rantı şehrin geleceğinin önüne koyan anlayıştır.
Yağmur yağacak, dereler akacak.
Asıl mesele, şehirleri felakete teslim etmeden önce gereken önlemleri almaktır.
Çünkü doğa intikam almaz; yapılan yanlışların bedelini insana ödetir.