Henüz okulların yeni açıldığı, eğitim-öğretim yılının daha ilk günlerinin yaşandığı bir dönemde Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen saldırı ülkeyi yasa boğdu.
Çünkü çocuklarımızı her sabah okula gönderirken aklımızda dersleri, arkadaşları, hayalleri ve gelecekleri olsun istiyoruz.
Onların güvenliğinden endişe etmek, “Bugün okulda başına bir şey gelir mi?” diye düşünmek istemiyoruz.
Ama ne yazık ki benzer olayları toplum olarak daha önce de yaşadık.
Her defasında büyük acılar çektik.
Öfkelendik.
Sorumlular aradık.
Güvenlik önlemlerini tartıştık.
Yeni tedbirler gündeme geldi.
Sonra zaman geçti.
Gündem değişti.
Ve bir süre sonra aynı sorunlar, farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıktı.
Belki de tam bu noktada biraz daha derin düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü böyle olayların ardından suçlamak en kolay yoldur.
Devleti suçlayabiliriz.
Okul yönetimini, güvenlik güçlerini, öğretmenleri ya da olayın failini suçlayabiliriz.
Elbette herkes kendi sorumluluk alanında değerlendirilmelidir.
Devletin de okul yönetimlerinin de güvenlik birimlerinin de öğretmenlerin de yerine getirmesi gereken önemli görevler vardır.
Okullarımızın güvenli olması gerekir.
Giriş ve çıkışların kontrol edilmesi, gerekli güvenlik önlemlerinin alınması, risklerin önceden tespit edilmesi ve çocuklarımızın korunması için gereken her türlü tedbirin uygulanması önemlidir.
Ancak yalnızca bir kişiyi veya bir kurumu suçlayarak bu sorunları çözemeyiz.
Çünkü çocuklarımızı yetiştiren yalnızca okul değildir.
Eğitim önce ailede başlar.
Bir çocuk evinde ne görüyorsa, çoğu zaman dünyayı da o pencereden görmeye başlar.
Anne ve babasının birbirine nasıl davrandığını, öfkeyi nasıl ifade ettiğini, sorunları nasıl çözdüğünü, başkalarına karşı nasıl konuştuğunu görür.
Çocuğun çevresindeki insanlar da önemlidir.
Kimlerle arkadaşlık ediyor?
Kimlerden etkileniyor?
Kendisini ait hissettiği çevre nasıl bir çevre?
Daha da önemlisi…
Bir çocuk sabah evden çıkarken hangi ruh haliyle çıkıyor?
Kendini değersiz mi hissediyor?
Öfkeli mi?
Yalnız mı?
Dışlanmış mı?
Bir sorun yaşadığında bunu ailesiyle paylaşabiliyor mu?
Ailesi onun yaşadığı problemlerden haberdar mı?
Çocuğumuzun arkadaş çevresini gerçekten tanıyor muyuz?
İnternette neler izlediğini, hangi oyunları oynadığını, kimlerle iletişim kurduğunu biliyor muyuz?
Çocuğumuzun davranışlarında son dönemde meydana gelen değişiklikleri fark ediyor muyuz?
Daha içine kapanık hale geldiğinde, öfke patlamaları yaşadığında, arkadaşlarından uzaklaştığında veya alışılmadık davranışlar sergilediğinde bunu yalnızca “ergenlik” diyerek geçiştiriyor muyuz?
Bir başka önemli konu da evlerimizde bulunan tehlikeli araç ve gereçlerdir.
Özellikle silah bulunan evlerde, çocuğun bunlara erişemeyeceğinden emin olmak bir tercih değil, hayati bir sorumluluktur.
Burada mesele yalnızca “Silahın evde ne işi var?” demek değildir.
Asıl mesele, evimizde bulunan herhangi bir tehlikenin çocuklarımızın ulaşabileceği bir noktada olup olmadığını sorgulamaktır.
Çünkü bazen büyük felaketler, küçük görünen ihmallerin sonucunda ortaya çıkar.
Elbette okul önlerine polis koymak, güvenlik kameraları yerleştirmek, giriş ve çıkışları denetlemek, okul çevresindeki riskleri azaltmak önemlidir.
Bunların tamamı yapılmalıdır.
Fakat güvenlik tedbirleri tek başına yeterli değildir.
Yaşanan her acının ardından yalnızca “Sorumlu kim?” diye sormak yerine, bir kez olsun hep birlikte şu soruyu da sormalıyız: “Biz nerede eksik kaldık ve aynı acının yeniden yaşanmaması için bugün ne yapabiliriz?”
Çünkü çocuklarımız hepimizin geleceğidir.
Ve onları korumak yalnızca bir kurumun değil, hepimizin ortak sorumluluğudur
ÇOCUKLARIMIZI KİM KORUYACAK?
Ali Yeniyapan
Yorumlar
Trend Haberler
Lise Mezunları 40 Yıl Sonra Kırşehir’de Buluştu
30 Yaşındaki Kırşehirli Gurbetçi Kaza Kurbanı Oldu
Erol ailesinin acı günü
PETLAS Çalışanı Murat Gürel Yaşamını Yitirdi
Keskin ailesinin acı günü
Akçakent Kaymakamı Yıldız, Jandarma Komutanı Yıldırım ile buluştu
KIRŞEHİR’DE YENİ HASTANENİN İSMİ NE OLSUN?
Ankete Katıl
Özel Haber
Basın İlan Kurumu