Dürüst adamın siyasetle işi olmaz.
Bu cümle bir öğüt değil, bir tuzaktır. Ve ne yazık ki en çok dürüst adamlar bu tuzağa düşer.
Sistem şöyle çalışır.
Önce sırtını sıvazlarlar.
Sen karakterli adamsın, çalmazsın, çırpmazsın, siyaset seni bozar derler.
Sen de bunu iltifat sanırsın.
Oysa seni övmüyorlar, seni dışarı itiyorlar.
Alkışlayarak tasfiye ediyorlar.
Sahi, dürüst girmeyecekse, vicdanlı sorumluluk almayacaksa, o koltuklara kim oturacak?
Elbette en vicdansızı, en arsızsız, en açgözlüsü.
Sonra aynı adamlar dönüp sorar.
Neden bu ülke böyle?
Dümeni temizlere yasaklayıp hırsızlara teslim ettiğiniz için böyle.
Siyaset kirli, evet.
Ama neden kirli?
Çünkü temizler elini sürmek istemiyor.
Bataklık, bataklığa girmeyenlerin eseri.
Sen girmeyince bataklık kurumuyor, daha da derinleşiyor.
Senin bıraktığın boşluğu, o çamurda nefes almayı öğrenmiş olanlar dolduruyor.
Tribünden kızmak konforludur. Liyakatsizliğe söylenmek, adaletsizliğe isyan etmek, hırsızlığa öfkelenmek kolaydır. Zor olan sahaya inmektir.
Zor olan, o kirli masaya oturup artık yeter demektir.
Dürüstlük siyasete engel değil, siyasetin tek panzehiridir.
Bir ülkede hastane, okul, adalet ve ekmek o masada kararlaştırılıyorsa ve o masada dürüst adam yoksa oradan dürüst karar çıkmaz.
O yüzden bu oyunu bozmak gerek.
Sana siyaset senin işin değil diyenlere kanma.
Tam tersi.
Sen girmediğin için siyaset onların işi oldu.
Sen sustuğun için yalancı konuştu.
Sen çekildiğin için liyakatsiz yönetti.
Memleket, dürüstlerin kenarda söylenmesiyle değil, ortaya çıkıp dümene geçmesiyle düzelir.
Temiz kalmak istiyorsan kenara çekilme.
Temiz kalmak istiyorsan, tam da bu yüzden gir.
Sen girmezsen, hırsız girer.
Ve hırsız girdi mi, bir daha çıkmaz.