Bir insanı çok övdüklerinde eskisi kadar kolay inanamıyorum.
Çok dürüst gazetecidir diyorlar, bekliyorum.
Çok temiz bir siyasetçidir.
Çok yardımsever bir iş insanıdır.
Çok duyarlı bir sanatçıdır.
Çok güvenilir bir insandır.
Eskisi gibi hemen inanmak gelmiyor içimden.

Bundan memnun olduğumu da sanmayın.
Tam tersine, insanın iyiye inanma duygusunu kaybetmesi çok acı.
Ama kaç kere aynı şeyi yaşadık?
Birini tanıyoruz sandık.
Daha doğrusu bize tanıtılan kişiyi tanıdık.
Sonra bir perde aralandı.
Bir dosya konuşuldu.
Bir ilişki ortaya çıktı.
Bir para meselesi duyuldu. Geçmişten başka şeyler geldi. Bazen bir mahkeme dosyası, bazen bir kayıt, bazen de bilinen ama kimsenin yüksek sesle söylemediği şeyler.
Bir baktık ki yıllardır ön tarafta gördüğümüz insanla perdenin arkasındaki insan birbirine hiç benzemiyor.

Sonra başka biri çıktı.
Sonra bir başkası.
Gazetecisi, siyasetçisi, sanatçısı, iş insanı, spor dünyasından bir isim, yatırımcısı, derneği, vakfı, cemiyeti, şirketi.

Herkesin bir vitrini var artık.
İnsanların vitrini var. Kurumların vitrini var.
Partilerin, belediyelerin, şirketlerin, derneklerin, vakıfların, medya kuruluşlarının, spor kulüplerinin vitrini var.
Vitrin kendi başına kötü bir şey değil. İnsan yaptığı güzel işi anlatır, kurum kendisini tanıtır.
Mesele, vitrinin içeridekinden daha önemli hâle gelmesi.
Çünkü iyi olmak zor.
İyi görünmek daha kolay.
Dürüst bir insan olmak yıllar ister.
Dürüst insan görüntüsü vermek birkaç doğru cümleye bakabilir.
Karakterin yıllarca inşa ettiği şeyi, imaj birkaç haftada taklit edebiliyor.
Neredeyse kendini melek ilan edecek insanların arasında yaşayıp bukadar kötülüğü kim işliyor diye çevremize bakmaktan bir hal olduk.