İnsan, bu dünyada yalnızca yaşadığı günlerle değil, dokunduğu hayatlarla da iz bırakır. Kimi bir gönülde umut yeşertir, kimi yıllarca unutulmayacak yaralar açar. Kimi karanlığa bir ışık yakar, kimi başkasının ışığını söndürmeye çalışır. Aynı gökyüzünün altında yaşarız ancak herkes dünyaya aynı güzelliği bırakmaz. Çünkü insanın gerçek karakteri, sahip olduklarıyla değil, başkalarına yaşattıklarıyla ortaya çıkar.

Hayatta öyle insanlar vardır ki bulundukları yere huzur, girdikleri gönüllere güven taşırlar. Bir ihtiyaç sahibinin elinden tutar, kimsesizin sesini duyar, çaresizin derdini kendi derdi gibi hissederler. Yaptıkları iyiliği başa kakmaz, karşılığında alkış beklemezler. Bir insanın yüzünde beliren tebessümü en büyük kazanç sayarlar. Onların varlığı, insanlığın henüz tükenmediğini gösteren sessiz ama güçlü bir delildir.

Bir de kötülüğün kapısını aralayanlar vardır. Başkasının mutluluğunu kıskançlıkla karşılar, insanların arasına nifak sokar, güveni çıkarlarına kurban ederler. Birinin düşüşünü kendi yükselişleri sanırlar. Başkalarının umutlarını kırarken kendi kazançlarını büyüttüklerini düşünürler. Oysa başkasını küçülterek yükselen insanın değeri artmaz. Kırdığı gönüller çoğaldıkça vicdanından uzaklaşır, kazandığını sandığı her şeyin içinde kendi insanlığından kaybettiklerini biriktirir.

İyilik de kötülük de insanın elinde biçimlenir. Asıl mesele, hangi kapının anahtarını taşıdığımız değil, o kapıyı açtığımızda kimin hayatını değiştirdiğimizdir.

Peki, insan neden iyiliği seçmek yerine kötülüğe yönelir?

Bazen çıkarları ağır basar, bazen kıskançlığı aklının önüne geçer. Kimi zaman güç sahibi olma arzusu, vicdanının sesini bastırır. İnsan, yaptığı yanlışları haklı göstermek için türlü gerekçeler bulabilir. Ancak hiçbir gerekçe, bilerek incitilen bir kalbin acısını ortadan kaldırmaz. Hiçbir makam, kaybedilen itibarı bütünüyle geri getirmez. Hiçbir servet, insanın vicdanında açılan boşluğu dolduramaz.

Elbette herkes hata yapabilir. Önemli olan, insanın yanlışını fark ettiğinde hangi yolu seçeceğidir. Bir gönlü kıran özür dilemeyi, haksızlık yapan adalete yönelmeyi, yanlışında ısrar eden ise kendisiyle yüzleşmeyi bilmelidir. Çünkü gerçek büyüklük, hiç hata yapmamakta değil, hatasını kabul edip doğruya dönme cesaretini gösterebilmektedir.

İyiliğin ne olduğunu anlamak için Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şu hadis-i şerifi üzerinde düşünmek gerekir:

«“İyilik, güzel ahlâktır; kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.”

— Hz. Muhammed (s.a.v.), Müslim, Birr, 14-15 (rivayet numaralandırmasına göre değişebilir).»

Bu hadis, insanın kendisiyle yüzleşmesi için güçlü bir ölçü sunar. Çünkü iyilik, yalnızca insanın dilinden dökülen güzel sözlerden ibaret değildir. Asıl iyilik; davranışlarda, adalette, merhamette ve başkasının hakkına gösterilen saygıda kendini belli eder. İnsan herkesi kandırdığını düşünebilir ancak vicdanının karşısında kurduğu mazeretler, yaptığı yanlışları ortadan kaldırmaz.

İnsan, kendisine şu soruyu sormadan bir gününü bile geçirmemelidir: Ben bu dünyada hangi duyguyu çoğaltıyorum? Umudu mu, umutsuzluğu mu? Güveni mi, kuşkuyu mu? Merhameti mi, acımasızlığı mı?

Bir çocuğun geleceğe güvenle bakmasına yardımcı oluyorsak iyiliğe hizmet ediyoruz. Yalnız bir insanın elinden tutuyorsak insanlığımızı yaşatıyoruz. Haksızlık karşısında susmuyor, güçsüzün hakkını savunuyorsak adaletin yanında duruyoruz. Üstelik bütün bunları yaparken kimsenin bizi görmesine gerek yoktur. Çünkü gerçek iyilik, gösterişe ihtiyaç duymadan da değerini korur. Vicdanın huzuru, alkışların gürültüsünden daha kıymetlidir.

Bazen tek bir güzel söz, insanın içinde yeniden umut uyandırır. Zamanında uzatılan bir el, düşmek üzere olan birini hayata bağlar. Samimiyetle gösterilen anlayış, yıllardır taşınan bir kırgınlığı hafifletir. Bu nedenle iyiliği küçümsemeyelim. Bir insanın hayatında bıraktığımız güzel bir iz, bizim için küçük görünse bile onun dünyasında büyük bir anlam taşıyabilir.

İyilik yapmak kadar kötülüğe engel olmak da insanlık sorumluluğudur. Haksızlığı görüp susmak, kimi zaman kötülüğün önünü açar. Bir insanın onurunu korumak, iftiraya karşı gerçeği savunmak, çıkar uğruna eğilip bükülmemek de iyiliğin bir parçasıdır. Çünkü erdem, yalnızca güzel sözler söylemekle değil, zor zamanlarda doğru olanı yapabilmekle ölçülür.

İnancımız bize iyiliği gözetmeyi, kötülükten uzak durmayı, kul hakkını korumayı ve merhameti elden bırakmamayı öğütler. Rabbimizden dileğimiz, bize doğruyu yanlıştan ayıracak bir vicdan, başkasının acısını hissedecek bir merhamet ve gücümüz yettiğince iyilik yapacak bir gönül vermesidir.

Unutmayalım ki her insanın elinde bir anahtar vardır. Kimi bu anahtarla umut kapılarını açar, kimi gönülleri karanlığa mahkûm eder. Kimi insanları birbirine yaklaştırır, kimi aralarına aşılması güç duvarlar örer. Seçimlerimiz, yalnızca başkalarının hayatını değil, kendi karakterimizi ve ardımızda bırakacağımız mirası da belirler.

İnsan, elindeki anahtarla kaç kapı açtığıyla değil, açtığı kapıdan kaç gönlü aydınlığa çıkardığıyla hatırlanır.

— Birsen Eker

İnsan bu dünyadan göçüp giderken makamını, servetini ve sahip olduğu gücü geride bırakır. Fakat bir gönülde bıraktığı sevgiyi, bir hayatı değiştiren iyiliği ve insanlığa kattığı değeri kolay kolay silemez. Zaman, gösterişin parlaklığını soldurur; samimiyetle yapılan iyiliğin izini ise silemez.

Öyleyse hayatımız boyunca kötülüğün kilidini açan değil, iyiliğin kapısını aralayan insanlar olalım. Bir kalbi kırmanın kolaylığına değil, onu onarmanın değerine inanalım. İnsanların güvenini istismar etmek yerine o güvene layık yaşayalım. Çünkü dünyayı güzelleştiren, iyiliği yalnızca dilinde taşıyanlar değil, onu davranışlarıyla yaşatanlardır.

Allah, iyiliğin anahtarını elinde taşıyan, merhametiyle gönüllere dokunan, adaletiyle insanlara güven veren kullarından eylesin. Bizi kötülüğün aracı değil, iyiliğin vesilesi kılsın.

Günün birinde adımız anıldığında insanlar, arkamızdan yalnızca yaşamış bir insan olduğumuzu değil, varlığımızla bir şeylerin güzelleştiğini de söyleyebilsin. Çünkü bu dünyada bırakılabilecek en kıymetli miras, insanların kalbinde hak edilmiş bir sevgi ve vicdanlarda silinmeyen bir iyilik izidir.

İyiliğin anahtarını taşımak bir nasip, o anahtarla gönüllerin kapısını açmak ise insanlık sorumluluğudur.