Toplumun adalet terazisine olan inancı, yalnızca mahkeme salonlarında hâkimlerin ağzından çıkan hüküm cümleleriyle değil, o hükümlerin hayatın içinde nasıl karşılık bulduğuyla ölçülür. Bir yurttaş televizyon karşısına geçtiğinde ya da adliye koridorlarında bir kararı dinlediğinde, verilen cezanın fiilen nasıl ve ne kadar çektirileceğini merak eder. Ancak son yıllarda kamuoyunun en çok tartıştığı, sokaktaki vatandaştan hukukçulara kadar herkesin dilinde olan yakıcı bir olgu var: Cezasızlık algısı.
Ceza mahkemelerinde sanıklar hakkında kurulan hapis cezaları; takdiri indirimler, seçenek yaptırımlara çevirme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve ardından devreye giren infaz mevzuatı (koşullu salıverilme oranları ve denetimli serbestlik süreleri) ile bir araya geldiğinde, kâğıt üzerindeki cezalar ile cezaevinde geçirilen fiilî süreler arasında derin bir uçurum oluşabilmektedir.
Hukuki Boyutuyla Cezasızlık: Anayasa Mahkemesi Ne Diyor?
Cezasızlık olgusu yalnızca sosyolojik bir şikâyet değil, aynı zamanda anayasal bir sorundur. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında cezasızlığı; “sorumluların adalet önüne çıkarılmaması, işledikleri suçla orantılı bir biçimde cezalandırılmaması veya mahkûm edildikleri cezanın infazının sağlanmaması” olarak tanımlamaktadır
Yüksek Mahkeme pek çok kararında, suç ile ceza arasında makul ve orantılı bir bağ bulunmadığında veya infaz süreçleri etkisizleştirildiğinde, yaptırımların suçları önlemede caydırıcı olmaktan tamamen uzaklaşacağını açıkça vurgulamaktadır. Özellikle kamu vicdanını yaralayan fiillerde verilen cezaların adli para cezasına çevrilmesi ya da HAGB kapsamına alınması; failin cezadan fiilen muaf tutulduğu, eylemlere müsamaha gösterildiği izlenimini doğurmakta ve adalete olan güveni zedelemektedir.
İnfaz Dengesi ve Yaptırımın Anlamını Yitirmesi
Ceza infaz hukukunun temel amacı elbette yalnızca öç almak ya da mahkûmu hapiste tutmak değildir; asıl hedef suçluyu ıslah etmek ve topluma yeniden kazandırmaktır. Nitekim kanun koyucu infaz rejimini ve koşullu salıverilme şartlarını belirlemede anayasal sınırlar içinde geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak infaz indirimleri ve denetimli serbestlik mekanizmaları, toplumda “nasılsa yatarı yok” kanaatini besleyecek kadar otomatik ve kolay uygulanır algılandığında, cezanın bireysel ve genel önleme işlevi zaafa uğramaktadır
Bir suç failinin, mahkûm olduğu sürenin çok cüzi bir kısmını kapalı veya açık kurumda geçirip kısa sürede serbest kalması ya da denetim altında hayatına devam etmesi; mağdurda adalet duygusunun tatmin edilmediği, toplumda ise kuralların çiğnenebilir olduğu hissini körüklemektedir.
Genç Kuşaklar Açısından Tehlike: Hukuk Güvencesinin Aşınması
Bu cezasızlık algısının en yıkıcı faturası ise şüphesiz genç nesillere kesilmektedir. Kural Tanımazlığın Norm Haline Gelmesi: Bir gencin kişilik ve ahlaki gelişiminde en belirleyici unsur, doğru ile yanlış arasındaki sınırların net olmasıdır. Hukuka aykırı eylemlerin somut bir karşılık bulmadığını gören genç zihinler, kurallara uymanın bir erdem değil, adeta bir safdillik olduğu yanılgısına kapılabilir.
Suça Sürüklenme ve Çeteleşme Riski: Cezaların caydırıcı gücünü kaybetmesi, özellikle sosyal ve ekonomik açıdan kırılgan gençlerin suç çevreleri tarafından istismar edilmesini kolaylaştırmaktadır. “Yakalanırsam da bir şey olmaz” düşüncesi, akran zorbalığından organize suçlara kadar suça eğilimi besleyen en tehlikeli psikolojik zemindir.
Adaletin tecelli etmediğine inanan gençlerde kendi adaletini arama (ihkak-ı hak) eğilimi artar; bu durum uzun vadede toplumsal barışı ve kamu düzenini temelden sarsar. Cezalandırma ve İnfazda Adalet Dengesini Kurmak
Adalet sisteminin varlık sebebi, suçsuzu korumak kadar suçlunun hak ettiği orantılı cezayı çekmesini temin etmektir. Suç oranlarını kontrol altına almak ve genç nesillere güvenli bir gelecek sunmak istiyorsak;
Mahkemelerin verdikleri kararlar ile infaz aşamasındaki uygulamalar arasındaki bağ güçlendirilmeli,
İnfaz kolaylıkları suçun ağırlığı ve mağdurun hakları gözetilerek hassas biçimde sınırlandırılmalı,
Cezasızlık algısını pekiştiren otomatik tahliye ve erteleme mekanizmaları toplumun adalet vicdanını rahatlatacak şekilde yeniden dengelenmelidir.
Unutulmamalıdır ki ceza hukuku sadece suç işleyen için değil, kurallara sadakatle yaşayan milyonlarca dürüst yurttaşın ve geleceğimiz olan gençlerin hukuk güvencesi için vardır.