Anadolu’nun sütçü çocuklarına Amerikan süt tozu içirdiler!
İlkokul yıllarımızda bir süt tozu hikâyemiz vardı.
Evimizde ineğimiz, koyunumuz, keçimiz vardı.
Kendi sütümüzü kendimiz üretiyorduk.
Ama gelin görün ki, bize Amerika’dan Marshall yardımı adıyla gelen süt tozunu içirdiler.
Bugün, o yılların bir çocuğu, bir süt tozu mağduru olarak yazıyorum bu satırları.
Yaşı 60 ve üzerinde olanlar iyi hatırlar.
1960’lı ve 1970’li yıllarda ilkokullarda öğrencilere süt tozundan hazırlanmış sütler dağıtılırdı.
Okullarda büyük sobaların üzerinde su kaynatılır, içine süt tozu katılır ve öğrencilere içirilirdi.
O sütün kokusu, tadı hâlâ hafızalarımızda…
Ağzımıza aldığımızda iğrenir, çoğu zaman içmek istemez, bazen de kusardık.
Buna rağmen içmek zorunda kalırdık.
Düşünebiliyor musunuz? Kendi sütünü üreten Anadolu’nun köylü çocuklarına bile dışarıdan gelen süt tozunu içiriyorlardı.
Bizim Sütümüz Varken Amerika’nın Süt Tozu!
O yıllarda Kırşehir’in mahallelerinde, köylerinde hemen her evde büyükbaş veya küçükbaş hayvan bulunurdu.
İneğimiz, koyunumuz, keçimiz, hindimiz, ördeğimiz, kazımız, tavuğumuz vardı.
Kendi ineğimizin sütü, kendi yoğurdumuz, kendi peynirimiz dururken bize Amerika’dan gelen süt tozunu içirdiler.
Ben de 1967-1973 yılları arasında Kılıçözü İlkokulunda okurken bu uygulamayı yaşadım.
Süt tozu, çocukluk hafızamda kalan en kötü hatıralardan biriydi. Hatırladığım kadarıyla bu uygulama yaklaşık dört yıl sürdü.
Sonra, 1972 yılında dördüncü sınıfa geçtiğimizde güzel bir haber aldık: Süt tozu dağıtımı sona ermişti.
Biz çocuklar için bu, adeta bir kurtuluştu!
Yıllar sonra öğrendik ki Türkiye’ye gönderilen bu süt tozları, 1940’lı ve 1950’li yıllarda Marshall yardımları kapsamında ülkeye gelmişti.
Ancak yıllar boyunca bu yardımın amacı, sonuçları ve Türkiye’nin kendi üretim imkânlarıyla ilişkisi üzerine çok şey konuşuldu.
Peki, kendi hayvanını besleyen, kendi sütünü üreten Anadolu insanı neden böyle bir uygulamanın parçası olmuştu?
İşte asıl sorgulanması gereken mesele buydu.
Bizim evde üç sağmal ineğimiz vardı.
Sütümüz, yoğurdumuz, peynirimiz eksik olmazdı.
Üstelik o yıllarda ürettiğimiz sütü satmak da kolay değildi.
Aslında bizim mahallemizde de sütü olmayan ev bulmak kolay değildi.
Elimizde kendi ürettiğimiz süt varken neden başka bir ürünü tercih etmek zorundaydık?
Asıl Mesele Süt Tozu Değil, Üretimden Uzaklaşmaktı!
Bugün geriye dönüp baktığımda yalnızca süt tozunu hatırlamıyorum.
Kendi üretim gücüne sahip bir ülkenin, kendi çocuklarına neyi, neden ve hangi anlayışla sunduğunu da sorguluyorum.
Bir ülkenin çocuklarına yardım adı altında bir ürün dağıtılabilir.
Ancak asıl mesele, o ülkenin kendi üreticisini, köylüsünü ve hayvancılığını ne kadar koruduğudur.
Anadolu insanı yıllarca kendi sütünü üretti, kendi ekmeğini yaptı, kendi hayvanını besledi.
Peki, neden kendi imkânlarımıza güvenmek yerine dışarıdan gelen yardımlara bağımlı bir anlayışın içine sürüklendik?
O günün yöneticileri, bu uygulamanın gerekçelerini ve sonuçlarını elbette tarihî belgeler ışığında değerlendirmelidir.
Fakat bizim çocukluk hatıramız da tarihin bir parçasıdır.
Ben, Kırşehir Kılıçözü İlkokulunda okuyan bir köylü çocuğuydum.
Kendi ineğimizin sütünü içebilecekken okulda süt tozundan hazırlanmış sütü içmek zorunda kaldım.
Aradan yıllar geçti.
O kötü kokuyu, o tadı ve içmek istemediğimiz günleri unutmadım.
Bizim sütümüz vardı, ama bize süt tozu içirdiler!
Bugün geçmişi hatırlarken asıl ders şudur: Bir ülke kendi üretimine sahip çıkmalı, çocuklarının sağlığını her şeyin üzerinde tutmalı ve hiçbir yardımın sorgulanamaz olmadığını bilmelidir.
Çünkü bağımsızlık yalnızca bayrakla, marşla olmaz.
Bağımsızlık; kendi ürettiğine güvenmek, kendi çiftçisini korumak ve kendi çocuklarının geleceğine sahip çıkmaktır.
Benim süt tozu hikâyem işte budur.
Bir çocukluk hatırası, bir Anadolu gerçeği ve yıllar geçse de unutulmayan bir sorgulama…