Atanmış kapılarında değil, vatandaşın kapısında siyaset yapılır.
Son günlerde sahaya çıktığını söyleyenlere bakıyorum…
Ama sahaya değil, protokole çıkılıyor.
Kurum kapıları, makam odaları, hazır karşılamalar…
Kapıda “hoş geldiniz”, içeride çay, ardından fotoğraf.
Sonra sosyal medyada boy boy paylaşımlar.
İşte size “çalışma” diye sunulan tablo bu.
Kusura bakmayın ama bu millet artık bu oyunu yutmuyor.
Çünkü herkes biliyor:
Atanmışın kapısına gitmek kolaydır.
Sizi geri çevirmez, itiraz etmez, zor soru sormaz.
Güler yüz, hazır masa, hazır cümleler…
Ama vatandaş öyle mi?
Vatandaş sorar.
Vatandaş hesap sorar.
Vatandaş derdini anlatır, sıkıntısını yüzünüze söyler.
İşte o yüzden oralara gitmek zor gelir.
Pazara gidin bakalım…
Esnafın gözünün içine bakın…
“İşler nasıl?” diye sorun.
Alacağınız cevap sizi fotoğraf karesine sığmaz hale getirir.
Çünkü gerçek ağırdır.
Bugün insanlar geçinemiyor.
Kiralar uçmuş, fiyatlar almış başını gitmiş.
Gençler umutlarını toplayıp başka şehirlere gidiyor.
Esnaf sabah dükkân açarken akşamı nasıl getireceğini düşünüyor.
Ama siz hâlâ kurum kurum gezip bunu “hizmet” diye anlatıyorsunuz.
Soruyorum size:
Bu ziyaretlerden sonra ne değişti?
Hangi sorun çözüldü?
Hangi vatandaşın yüzü güldü?
Hangi esnaf rahat bir nefes aldı?
Cevap yok.
Ama fotoğraf çok.
Bir de bitmeyen “yatırım geliyor” hikâyeleri…
Yıllardır aynı sözler.
Geliyor…
Yolda…
Proje aşamasında…
Peki nerede?
Bu şehir artık söz değil, sonuç görmek istiyor.
Temeli atılmış, yükselen, bitmiş eser görmek istiyor.
Çünkü lafla değil, işle ölçüyor artık.
Bakın açık konuşalım:
Siyaset, makam gezmek değildir.
Siyaset, zor olanı yapmaktır.
Yani sokağa çıkmaktır.
Dinlemektir.
Eleştiriye açık olmaktır.
Ama siz kolay olanı seçiyorsunuz.
Kendi çevrenizde dönüp duruyor, bunu da hizmet diye sunuyorsunuz.
Olmaz.
Bu millet artık uyanık.
Kimin nerede durduğunu, kimin ne yaptığını görüyor.
Ve unutmayın…
Protokolde güçlü görünmek, sizi güçlü yapmaz.
Asıl güç;
vatandaşın gönlünde yer bulmaktır.
O da fotoğrafla değil,
icraatla olur.