Distopya okumalarımıza devam ediyoruz. Baş ve Kültür’e göre; “Ütopyalar ve distopyalar roman türü olarak kabul edilseler de bir toplum tasarısı oldukları ve mevcut toplumdan esinlendikleri için sosyolojik açıdan incelenebilecek metinler arasında da görülmektedir. Çünkü bazı ütopyaların edebiyatçıların yanında, o dönemin ünlü düşünürleri tarafından da yazıldığı görülmüştür. Distopyanın ütopyadan beslendiğini, madalyonun arka yüzünü oluşturduğunu belirtmenin yanında distopya, ütopyanın bir antitezi de değildir. Çünkü distopya malzemesini ütopyadan alsa da onu yeniden kurgulayıp tasarlamaktadır. Ütopyalar, modern dünyanın temel özellikleri arasında görülen rasyonalizm, -bilimcilik, ilerleme ve mutlak eşitlik ilkelerini barındırırken, distopyalar için de kurguladıkları özellikler benzerdir. Kumar’a göre; Distopyalar, “çağdaş dünyanın azıcık kılık değiştirmiş bir portresinden fazla bir şey değildir,” çünkü “her modern girişim vaat ettiğinin grotesk aksi ile sonuçlanmış, demokrasi despotizmi, bilim barbarlığı ve akıl dışılığı üretmiştir”.
Tandaçgüneş, “Bir kavram olarak ütopya, en genel şekliyle insanlığın mutluluğu için oluşturulmuş hayali toplumu ifade eder” derken Felsefe Sözlüğü’ne göre ise ütopya, “ideal bir toplum düzeni ya da yönetim biçimi ortaya koyan tasarım, hayali bir toplumsal sistem sunan yazın türüdür”. Cevizci, “Ütopya ideal bir düzen ortaya koymayı amaçlayan bir düşsel ürün olmakla birlikte, gerçeklikten de kopuk sayılmaz. Ütopyayı ortaya koyan kişi yaşanılan gerçekler üzerine düşünerek onları eleştirir ve aslında nasıl olması gerektiğini belirterek düşsel bir ürün ortaya koyar” ifadesinde bulunmaktadır.
Distopya kavramı ütopyanın karşıtı bir niteliktedir. Kumar’a göre “dinsel olan ve seküler olan gibi, ütopya ve karşıütopya karşılıklı bağımlı olsalar da birbirlerinin antitezidirler”.Distopya ütopyadan beslenen bir kopyadır. “Karşıütopya malzemesini ütopyadan alır ve onu ütopyanın olumlamasını reddeden bir tavırla yeniden kurar. Ütopyanın aynadaki görüntüsüdür ama çatlamış bir aynada görülen tahrif edilmiş bir görüntüdür bu”. Distopyalar artık ütopyanın sonsuz mutluluk vaadinin geçerli olmadığı yazılardır.
Aldous Leonard Huxley (1894-1963), İngiliz yazar ve filozoftur. Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanımını eleştirmiştir.
Distopya türünün önemli örneklerinin başında gelen en önemli eseri Cesur Yeni Dünya Londra'da 26. yüzyılda geçen distopik bir romandır. Romanda üreme teknolojisi, öjenik ve hipnopedi (uykuda öğretim) sayesinde toplum değiştirilmiş, sağlıklı, teknolojik açıdan gelişmiş, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiş görünürken aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, felsefe gibi değerler ortadan kaldırılmıştır. Bu Yeni Dünya'nın tanrısı Ford'dur. Ayrıca yaygın, ayrımsız seksle ve yan etkileri en aza indirilmiş bir uyuşturucu olan soma ile toplum hazcı (hedonistik) bir topluma dönüşmüştür.Ayrıca Cesur Yeni Dünya adlı yapıtı distopya türünün önemli bir örneğidir.
İlk baskısı 1932 yılında yapılan Cesur Yeni Dünya adlı eserde her şeyin bilimsel ilkelere göre düzenlendiği bir toplum inşa edilmektedir. Eserde dünya iki kutba ayrılmıştır. Birincisi tamamen bilime dayalı ve tel örgülerle diğerkesimden ayrılan bir toplumdur. İkincisinde hâlâ ilkel kanunlara göre yaşayan bir toplum tasvir edilir. Kitabın kurgusu da bu ayrım üzerine kurulmuştur. Tellerin gerisinde Vahşi yaşamın bir üyesi olan John Savage aslında Yeni Dünya’dan olan bir kadının çocuğudur. Bu kadın vahşi yaşamı -ziyarete gittiğinde doğum kontrol haplarını unuttuğu için hamile kalır ve birdaha Yeni Dünya’ya dönemez. John Savage yıllar sonra Yeni Dünya’dan gelen Bernard ve Lenina adında iki kişi tarafından bulunur ve Yeni Dünya’ya geri götürülür. Ancak Vahşi bu yeni düzene ayak uyduramaz ve sonunda intihar eder.
Kumar’a göre; Eserde takvimler Ford’dan sonra 7. yüzyılı göstermektedir. Görüldüğü gibi zaman artık Ford’dan sonra ve Ford’dan önce şeklinde ayrılmaktadır. Genel anlamda Huxley Cesur Yeni Dünya eserinde Fordizm’inbir eleştirisini yapmıştır. Fordizm endüstriyalizmin mantıksal bir sonucu olarak insanı makinenin uzantısı statüsüne indirger. Fordizm ilk ve kesin
ifadesini 19. yüzyılın ilk zamanlarında Henry Ford ile Motor Company’de buldu. Ford’un T modeli, muazzam bir başarı yakalamış ve geleneksel üretim modelleriyle kıyaslanamayacak bir talep yaratmıştır. Bu model montaj hattı ile her şeyi otomatik hâle getirmeyi ve insana olan ihtiyacı sıfıra indirmeyi vaat ediyordu. İşte Huxley’in eserinde de bu duruma gönderme yapılır. Sadece eşyanın değil insanlarında üzerinde üretildiği bir montaj hattından bahseder. Huxley aslında bu şekliyle makineleşmenin insan hayatını esir alacağına ve insanın değerini yok edeceğine bir eleştiride bulunur.
Bezel’e göre; Bu Yeni Dünya bütün üyelerinin şişelerde üretildiği ve şartlanmaya tabi tutulduğu bir toplum düzeni tasvir eder. Bu yeni düzende hamile kalmak ve çocuk sahibi olmak kesinlikle yasaktır ve üretilen bütün vatandaşlar kısırlaştırılır. Bokanovski adı verilen bu işlemler ile gelecekte gerekli işleri yerine getirebilecek birçok sayıda özdeş vatandaş üretilir. Şişeden çıkacak olan bebeklerin genetikleri, çalışacakları amaca göre önceden belirlenmiş aynı zamanda hangi sınıfa ait olacağı da bu süreçte belirlenmiştir. Aynı zamanda etkin koşullandırma yöntemleri kullanılarak bireylerin mevcut konumlarından hoşnut olmaları sağlanmıştır.
Bu şartlandırma süreci sayesinde Yeni Dünya’da istenilen bireyler üretilebilmekte ve istikrar sağlanabilmektedir. Yeni Dünya’da bu işleme o kadar önem verilmektedir ki, bu durum kitapta şöyle dile getirilmektedir: “Bokanovski İşlemi, toplumsal istikrarın en önemli araçlarından biridir”. Burada hipnopedya adı verilen başka bir koşullandırma yöntemi de kullanılmaktadır. Bu bir çeşit uykuda öğrenme metodudur. Bu yöntem ilk başlarda zihinsel eğitim için kullanılmaya çalışılsa da daha sonradan bunun yanlış bir yöntem olduğu anlaşılmış ve ahlak eğitimi için kullanılmaya başlanmıştır. Yine bu yöntemle bireylere toplumdaki ahlaki normlar daha bebeklik döneminde öğretilmektedir. Toplumdaki bireylerin sorun çıkarmalarının önlenmesinin yollarından biri de hipnopedyadır. Aynı zamanda dünya nüfusu doğal kaynaklarla ilişkili bir şekilde çözümlenmiş ve dünya için gerekli nüfus çok iyi bir şekilde hesaplanmış, nesiller boyunca da bu sayı sabit tutulmuştur.
Booker’a göre; Cesur Yeni Dünya’da Alfalar, Deltalar ve Epsilonlar gibi toplumsal sınıfların olduğu görülmektedir. Deltalar ve Epsilonlar önemsiz görevleri yapabilsinler diye fiziki anlamda güçlü ancak düşük zihinsel zekâya sahipken, üst sınıfın üyesi olan Alfalar önemli işleri gerçekleştirebilsinler diye yüksek düzeyde zekâyla donatılmışlardır. Ancak bu sınıfların üyeleri gerçek anlamda bireysel kimliklerden yoksun oldukları için kendi sınıflarının bir ürünü konumundadırlar.
Huxley’in metninde; Bunların yanında düzenin devamlılığını görev edinen ve toplumun en üst kademesinde yer alan On Dünya Denetçisi vardır. Bunlar bir hükûmetten daha çok bir idari yapı oluştururlar. Görevleri en basit şekliyle statükoyu korumak, bütün düzeni işler şekilde tutmaktır. Tüm eğitim ve yaşamları bu istikrarı korumaya ve ona yönelik gelebilecek her türlü tehlikeyi bertaraf etmeye adanmıştır. Bunu da diğer yöntemlerin yanı sıra daha çok cinsel özgürlüğü meşrulaştırarak başarırlar,bu özgürlükte Yeni Dünyalıları duygusal gerilimlerin her türlüsüne karşı güvence altına almaktadır. İnsanlar artık bir duygusal heyecan ya da rahatsız edici duygusal sonuçlara yönelik bir korku olmadan, giysi değiştirir gibi cinsel partner değiştirebilmektedirler. Buna istinaden Cesur Yeni Dünya’da aile ortadan kaldırılmıştır ve hatta anne, baba gibi kelimeler müstehcen olarak kabul edilmektedir. Yine bütün bunlara rağmen sisteme uyum sağlayamayan, sistemin aksamasına yol açanlar için soma adı verilen bir kimyasal mevcuttur. Soma alkol ve uyuşturucu maddelerden daha az zararlı ve içinin dünyasını değiştiren bir bileşendir. Cesur Yeni Dünya’da soma her yerde mevcuttur, bireysel ve toplumsal düzensizliklerin birebir ilacıdır.
Cesur Yeni Dünya’da bütün bu uygulamalar sistemin istikrarı ve devamlılığı için uygulanırken bilimsel yöntemlerin temel alındığı gözlemlenmektedir ancak bilim dahi düzenin tehlikeye atmayacak bir konuma getirilmiştir. Cesur Yeni Dünya’da tarih durdurulmuştur. Tıpkı bireysel gelişmenin kaldırılması gibi toplumsal gelişme de kaldırılmıştır. Cesur Yeni Dünyalılar bir gelecek ya da geçmiş fikrine sahip olmaksızın sonsuz bir şimdide yaşamlarını sürdürürler.
Birkaç alıntı yapalım;
“…hepsi yeşil giyerler” diye cümle ortasından konuşmaya devam etti “ve delta çocukları haki giyerler. Yo, hayır ben Delta çocuklarıyla oynamak istemiyorum. Epsilonlar daha da kötüdürler. Okuyup yazacak kadar aptaldırlar. Üstelik siyah giyerler ki siyah canavarca bir renktir. Beta olduğum için öyle mutluyum ki.” Alfa çocukları gri giyerler. Üstelik biz Gamalardan ve Deltalardan çok daha iyiyiz.”
“Çok hoş, dedi Denetçi. Fakat uygar ülkelerde, uğrunda çaba yapmadan kızları elde edebilirsiniz; üstelik sokan sinek ya da sivrisinekler de yoktur. Yüzyıllar önce köklerini kazıdık. Vahşi kaşlarını çatarak başını salladı. Köklerini kazıdınız. Evet, kesinlikle sizin tarzınız. Katlanmayı öğrenmek yerine tatsız olan her şeyin kökünü kazımak. Hangisi daha onurludur, acımasız kaderin sapan taşları ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yağmuruna... Ama siz bunların hiç birini yapmıyorsunuz. Ne katlanıyorsunuz, ne de karşı koyuyorsunuz. Yalnızca sapan taşları ve okları siliyorsunuz yeryüzünden. Kolayına kaçıyorsunuz.”
“Ben keyif aramıyorum. Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum. Aslında,"dedi Mustafa Mond, "siz mutsuz olma hakkı istiyorsunuz. Öyle olsun," dedi Vahşi meydan okurcasına, "mutsuz olma hakkını istiyorum. Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz. Uzun bir sessizlik oldu sonunda Vahşi, "Hepsini istiyorum," dedi. Mustafa Mond omuzlarını silkti. "Hepsi sizin olsun," dedi.”
“Aslında siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz. Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da-istiyorsunuz.”
Kitapta tüketime yönelik şartlandırmanın neden önemli olduğu ve nasıl yapıldığı şöyle aktarılır: “Gamalar, Deltalar ve hatta epsilonlar çiçekleri sevmeye şartlandırılmışlardı; özelde çiçeği, geneldeyse vahşi doğayı. Amaç, her fırsatta kırlara koşma isteği yaratmak ve böylece ulaşım tüketimine zorlamaktı”. Ancak, zamanla tek ulaşımı tüketmeleri yetmemiş olacak ki “kır çiçekleri ve manzara seyretmenin önemli bir kusuru var, bedavalar…” diyerek alt sınıfların ulaşım tüketimi korunurken, doğa sevgisi konusunda şartlandırılmaktan vaz geçmişlerdir. “….Aynı zamanda onları doğa sporlarını sevmeye şartlandırıyoruz. Bunu yaparken de tüm doğa sporlarının gelişmiş aletlerle yapılmasını sağlıyoruz. Böylece hem endüstriyel ürünler, hem de ulaşım tüketiyorlar” denilmektedir. Hatta, çocukların oyun oynarken tüketim yapıp, yapmadıklarının bile önemli olduğu: “İnsanların, tüketimi artırmaya hiçbir katkısı olmayan karmaşık oyunları oynamasına izin vermenin ne kadar ahmakça olduğu” düşüncesi dile getirilir.
“Değişmek istemiyoruz. Her değişim, istikrar için bir tehdit unsurudur. İşte size yeni buluşları uygulama konusunda temkinli davranmamız için bir sebep daha. Salt bilim konusunda yapılan her buluş, yıkıcılık potansiyeli taşır; bazen her bilim dalına olası bir düşman muamelesi gerekir (…) Mutlulukla uyuşmayan tek şey sanat değil, bilim de uyuşmuyor. Bilim tehlikelidir; büyük bir özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız. (…) ama ne tür bilim? (…) Ben gerçekle ilgilenirim, bilimi severim. Ne var ki gerçek, bir tehdittir; bilim ise kamu için bir tehlike oluşturur. Faydalı olduğu kadar da tehlikelidir. Bize, tarih boyunca ulaşılmış en istikrarlı dengeyi sunmuştur. Çin’deki istikrar bile, kıyaslandığında son derece güvensiz kalır; ilkel anaerkil toplumlar dahi bizden daha sağlam değillerdi. Tekrarlıyorum, bu, bilim sayesinde olmuştur. Ama bilimin yaptıklarını bilimin bozmasına izin veremeyiz. Bu yüzdendir ki bilimsel araştırmaların kapsamını sınırlamaktayız.”
“… Çünkü eski; asıl nedeni bu. Burada eski şeyler işimize yaramaz. (…) Özellikle de muhteşemseler. Güzellik çekicidir ve biz insanlarımızın eski şeylere kapılmalarını istemeyiz. Yeni şeyleri sevmelerini isteriz. (…) bizim dünyamız Othello’nunkiyle aynı değil. Çelik olmadan araba yaratamazsınız; aynı şekilde, sosyal çalkantı olmadan da trajedi yaratamazsınız. Dünya şu anda istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar mutlu; istedikleri alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar. Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan da çok memnunlar; veba gibi bir illet olan anne babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar. Herhangi bir sorun çıkması durumunda da soma var. (…) İstikrara karşılığında ödememiz gereken bedel işte bu. Mutluluk ile eskiden insanları güzel sanatlar dediği şey arasında seçim yapmak gerekiyor. Biz, güzel sanatlardan fedakârlıkta bulunduk.”
Claeys eser için, “Huxley’in bir eleştiri niteliğindeki bu kitabı çağdaş materyalizm ve tüketimcilik üzerine çok geniş bir yelpazede; Amerika'yı Hitler'in Almanya’sı ve Stalin’in Rusya'sı ile bağlayan ipler üzerinde duruyor” demektedir.
Akkoyun son tahlilde; “Genel anlamda Cesur Yeni Dünya’nın toplum anlayışını kitaptaki üç kelime özetlemektedir: “CEMAAT, ÖZDEŞLİK, İSTİKRAR”. Bu slogana göre her birey bütünün iyiliği için kendi benliğinden vazgeçmelidir çünkü istikrarın temel koşulu bunu gerektirmektedir. Cesur Yeni Dünya’da bu istikrar en genel manada, tüm ırkların eşit, herkesin mutlu olduğu, teknolojik açıdan gelişmiş ve sağlıklı insanların yaşadığı düzen, birey için önemli olan aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, din, felsefe gibi değerlerin yok edilmesiyle sağlanabilmiştir” ifadelerini kullanmaktadır.
Ne dersiniz, böyle bir dünyada yaşanabilir mi?