Bir derebeyi çocuğu olarak, Dikanka dolaylarındaki bir çiftlikte geçirdiği çocukluk yılları boyunca kulağına çalınan halk şiiri ve türküleriyle, masal, söylence ve öyküleriyle beslenen Gogol, Kazak atalarının aşkları ve efsanelerini dinleyerek büyüdü. Rus gerçekçiliğinin kurucularından olan Gogol’e saygınlık kazandıran ilk eserleri Ukrayna’daki bu çiftlik yaşantısına dair anlatılardır. Bunların en ünlülerinden birisi de Portre’dir. Gogol, bu öyküsünde, gizemli bir portrenin, insanların hırslarını birer enstrüman gibi kullanarak yaşantılarını nasıl cehenneme çevirdiğini anlatmış.

Gogol’ün kent yaşamını anlattığı Peterburg öyküleri, tarih araştırmalarından kesitler, sanat ve edebiyat üzerine düşünceler ve günün gerçeklerini içermektedir. Öykülerde hurafelerin yerini kuruntular ve ezilmişlik duygusu alır. Bu öykülerde bir yandan küçük insanın yaşam amacının da ne kadar küçük olduğu sergilenir. Arabeski’de 1835’te yayımlanan Portre, başkent yaşamının parlak dış görünüşüyle acıklı iç yüzü arasındaki çelişkinin gösterilmesidir. Büyük şehirdeki küçük insanın içine düştüğü psikolojik çözümsüzlük sonunda da kendi kendisini yok edişi anlatılmaktadır.

Bu öyküde yazar, sanat ve kötülük temasını birbiriyle ilişkilendirmiştir. Yazara göre, sanatçının estetik duygusu şeytanın oklarına sunulmuştur ve bu yüzden kusursuzdur.

"Portre", bir sanat mağazasında dehşet verici bir şekilde gerçekçi bir portre gören ve satın almaya çalışan genç ve parasız bir sanatçı, Andrey Petroviç Çartkov'un hikâyesidir. Resim büyülüdür ve ona bir ikilem sunar; dünyada kendi yolunda ilerlemek için mücadele etmek veya sihirli resmin garantili zenginliklere ve şöhretlere yardımını kabul etmek için mücadele etmek. Çartkov zengin ve ünlü olmayı seçer, ancak “saf, kusursuz, güzel” bir başka sanatçının resmine geldiğinde yanlış bir seçim yaptığını fark eder. Sonunda hastalanır ve ateşinden ölür.

Altınbıçak’ın anlatımı ile; Birinci Bölüm’de Çartkov adındaki yoksul ressam karakterimizin şans eseri bir tablo satın alması sonucu zenginleşip şöhrete kavuşmasıyla hayatının değişmesi anlatılır. Gogol, kendine has üslubuyla yine şahane bir yapıt ortaya çıkartmış. Kendini yetenekli fakat sefaletten dolayı keşfedilememiş bir resaam olarak gören Çartkov, bir müzayedede yarım bırakılmış şahane bir tabloya rastlar ve bunu satın alır. Çizime konu alan adamdaki gözler onu öyle etkiler ki bir süre düşle gerçek arasında gidip gelerek adamın canlandığı sanrısına kapılır. Kirasını ödeyemediği için ev sahibiyle kapısına gelen polisin tabloya vurduğu fiskeyle tablo içine miras olarak bırakılmış yüksek miktarda altının düşmesi Çartkov’un dönüm noktası olur. Kendine en güzel yerden en güzel evi alarak gazetelere kendi adına ilan verdirir ve soyluların portresini çizmeye başlar ve ünü yayılır. Hayatındaki kısa süredeki bu değişim ve gençliğin verdiği kan kaynaması onu resimden uzaklaştırıp sefahate yöneltmiştir ve büyük bir deha ışığı taşıyan yeteneğinin körelmesine sebep olmuştur. Kazandığı kısa süreli ününü kaybetmesiyle çılgına dönüp kıskançlık krizlerine girmiştir ve bu kriz onu Rafaello gibi büyük sanatkârları bile küçümseyecek boyutlara ulaşmıştır ve büyük umutlar vadeden genç sanatçıların da hiçbir yapıtını beğenmez. Elinde kalan son servetini de evini büyük ressamların en iyi tablolarıyla donatarak harcar fakat donatmasındaki amaç bu tabloları paramparça edip kendi içsel huzurunu sağlamaktır. Ve klasik bir Gogol sonu yine bizi beklemektedir. Girdiği bu krizler onu hasta düşürür ve ölümüne sebep olur. İkinci Bölüm ise bir açık artırma ile başlıyor. Zevkleri uğruna tablolara yüksek meblağlar vermekten çekinmeyen soylu kesim sonunda bizim gözleriyle insanı içine çeken Asyalı yaşlı adam portresiyle karşılaşır. Bu bölüm bize bu portrenin çarpıcı hikâyesinden bahsediyor. Uzun zamandır mezat mezat dolaşıp bu yarım kalmış portreyi arayan bir genç, portreyi kendisinin alması gerektiğini söyleyerek bu portrenin fantastik hikâyesini anlatmaya başlar…

Birkaç alıntı;
“Ün, onu hak etmeyip de çalana zevk veremez; o ancak onu hak edende sürekli bir etki uyandırır... Çartkov’un bütün duygu ve isteklerinin paraya yönelişi bundan ötürüdür. Altın onun tutkusu, ideali, korkusu, zevki, amacı olmuştu... Sandıklarda banknot desteleri büyüyor, kaderine böyle korkunç bir ödül düşen her insan gibi o da altından başka her şeye ilgisiz, sıkıcı ve gizemli bir insan halini alıyordu.”

"Çartkov, portre ne kadar bozulmuş ve tozlanmış olsa da üzerinde biriken toz yığınını temizlemeyi başardığında, burada büyük bir sanatçının yetenekli ellerini gördü. Portre tamamlanmamış gibi görünse de fırçanın gücü son derece dikkat çekiciydi. En alışılmadık olan da figürün gözleriydi; bu gözlerde ressamın fırçanın tüm gücünü ve titizliğini kullandığı görülüyordu. Ve yine bu gözler portreden tuhaf bir canlılıkla sanki resmin uyumu bozmak istiyormuş gibi bakıyordu."

"Yetenek sahibi insan, ruhça herkesten daha temiz olmalıdır. İnsanlar başkalarında hoş gördükleri pek çok şeyi, sanatçıda hoş görmezler. Evinden tertemiz bayram giysileriyle çıkmış birine yoldan geçen bir arabadan azıcık bir çamur sıçramaya görsün, herkes parmağıyla bayram giysisi çamurlanmış adamı gösterir, ne kadar özensiz, düzensiz olduğundan söz eder; oysa aynı insanlar, leke içindeki gündelik giysileriyle yanı başlarından gelip geçen onlarca kişiyi fark etmez. Çünkü gündelik giysideki leke görülmez."

“Öfkeli tanrıların, yeryüzünde uyum, güzellik bırakmamak için özel olarak gönderdikleri bir afetti sanki. Dünyaya duyduğu nefret, safralı yüzüne yansıyordu. Puşkin'in olağanüstü bir biçimde çizdiği İblis'in ta kendisiydi sanki. Zehir dolu sözlerden, azarlamadan, ayıplamadan başka söz çıkmıyordu ağzından.”

Saatçi’ye göre; “İki bölüme ayrılan "Portrede" bağlantı unsuru uğursuz tefecinin portresidir. Gogol bu eserinde sanat görüşünü de dile getirmiştir. Ona göre, sanatçı çoğunluğun zevklerine, modaya, insanlara özellikle de yüksek topluma boyun eğmemeli, sahte başarının, ucuz popülerliğin peşinde koşmamalıdır. Böyle yapan biri er ya da geç, şöhretin bütün boşluğunu ve sahteliklerini hissedecek, nihayetinde de bir "hayaletin" peşinden sürüklendiğini anlayacaktır. Doyuma ulaştığında kendisine fayda sağlayan durumun gelip geçici ve en büyük mutluluğu vaat edenin yaratıcılık olduğunu dehşetle fark edecektir. Sanatın hakiki görevini yerine getirebilmesi bütün cezbedici şeylerden, kişisel çıkarlardan, dünyevi arzulardan arınmış "gerçek" bir sanat olmasına bağlıdır. Fantastik bir özellik taşıyan bu eserinde Gogol "kötü ruhun" bir ürünü olan tutkuya, istikrarsızlığıyla şeytani ruhun tuzağına oldukça meyyal olan Rus insanının özelliklerine de değinir. Kötülük "Portrede" mistik bir unsur olarak karşımızı çıkar. (Gogol'un baş karakter için Çartkov ismini seçmiş olması da pek yerindedir. Zira kelimenin kökenine bakıldığında bu ismin iblis anlamına geldiği, bununla şeytana çağrışım yapıldığı görülmektedir.) Kasvetli renkleriyle pek çok mizahi dokunuşun olduğu "Portre" Çartkov'un düşüşünün, geç gelen pişmanlıklarının, her şeyi yiyip bitiren, ruhuna hakim olan kıskançlığının ve tutkusunun trajedisidir. Gogol'a göre Çartkov'un psikolojisinin temelinde yatan ve genellikle de Rus insanın karakteristik özelliği olan şey, irade zayıflığı ve iç disiplin eksikliğidir. Gogol burada bize beğenilmemek ve eleştirilmek pahasına da olsa kendi çizdiği yoldan şaşmayan istikrarlı duruşun başkalarının isteklerine boyun eğmekten, başkaları tarafından yüceltilmekten çok daha önemli olduğunu anlatır.”

Gogol'un temel gücü sanatsal hicivdir. Bu sanatsal hiciv "Portre"de kolayca görülür. Genel olarak, burada bütün kasvetli renkleriyle pek çok mizahi dokunuş vardır ve yazarının kısık, bastırılmış kahkahaları hissedilirken ciddi bir yüz ifadesiyle "korkunç" bir hikâye anlatılır. Gogol burada kendine özgü üslubuyla "Rus insanının" psikolojisini tasvir eder.