Bir zamanlar ayıp olur diye çekinilen şeyler, bugün özgürlük adı altında normalleştiriliyor.
Edebin yerini sınırsızlık, helalin yerini haram, eşin yerini sevgili, iyi niyetin yerini ise menfaat almaya başladı.

Aslında mesele sadece büyük şehirlerde, televizyon ekranlarında ya da sosyal medyada yaşananlardan ibaret değil. Kırşehir’in sokaklarında, mahallelerinde, kafeteryalarında, aile sofralarında da bu değişimin izlerini görmek mümkün.
Eskiden komşuluk vardı.
Bir evin derdi diğer evin derdi sayılırdı.
Şimdi aynı apartmanda oturan insanların birbirinin adını bilmediği bir dönemden geçiyoruz.
Eskiden büyüklerin sözü dinlenirdi.
Şimdi büyük konuşunca eski kafalı deniliyor.

Çocuklarımıza ahlakı anlatmak yerine, onların kaç takipçisi olduğunu, kaç beğeni aldığını konuşuyoruz.
Eskiden insanın sözü senet sayılırdı. Şimdi verilen sözün değeri, çıkarımıza uyduğu sürece var.
Elbette özgürlük kötü değildir. Özgürlük insanın hakkıdır. Ancak özgürlük ile sorumsuzluk arasındaki çizgiyi kaybettiğimizde, ortaya özgür birey değil, sınırlarını ve sorumluluklarını unutmuş bir toplum çıkar.
Kırşehir gibi gelenekleri, Ahi kültürü ve güçlü aile bağlarıyla anılan bir şehirde bu değişim daha fazla sorgulanmalı.
Ahilik bize sadece ticaret öğretmedi.
Ahi Evran’ın mirasında Dürüstlük vardı.
Dayanışma vardı.
Komşuya sahip çıkmak vardı. Alın teri vardı.
Kul hakkından sakınmak vardı.

Bugün ise Ben kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım anlayışı giderek daha fazla karşımıza çıkıyor.
Toplum gökten inmedi.
Toplum biziz.
Çocuğunu yetiştiren anne-baba, sınıfta eğitim veren öğretmen, mahallede örnek olan büyük, iş yerinde çalışan patron, siyasetçi, bürokrat, esnaf, gazeteci...
Hepimizin bu bozulmada ya da düzelmede bir payı var.
En tehlikelisi de ahlaki çöküşün bir anda yaşanmaması.
Önce küçük bir yanlış normalleşiyor.
Sonra ikinci yanlış geliyor.
Bir süre sonra dün ayıp dediğimiz şeye bugün herkes yapıyor demeye başlıyoruz.

Toplumun yeniden toparlanması için sadece başkalarını eleştirmek yetmez. Önce kendimize bakmamız gerekiyor.
Çünkü çocuklarımız söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı öğreniyor.
Kırşehir’in sokaklarında yeniden güven, mahallelerinde yeniden komşuluk, ailelerinde yeniden muhabbet görmek istiyorsak, bunun yolu sadece geçmişi özlemekten değil, geçmişteki güzel değerleri bugünün hayatına taşıyabilmekten geçiyor.
Edep yeniden değer kazanmalı.
Helal kazanç yeniden itibar görmeli.
Aile yeniden güçlenmeli.
Menfaatin karşısında insanlık, çıkarın karşısında vicdan durmalı.