Kırşehir küçük bir şehir.
Herkes birbirini tanır.
Kimin dün ne söylediğini, bugün ne yaptığını, yarın ne yapacağını az çok bilir, bilmese de kestirir.
Menfaatin dümeni nereye kırılırsa oraya dönenleri çok iyi bilir.
Sokakta karşılaştığı insanın yüzüne gülüp, arkasından başka hesap yapanları da bilir. Dün en ağır eleştirileri yönelttiği kapının önünde bugün el pençe divan duranları da.
Hele de Kırşehir gibi herkesin birbirini tanıdığı bir şehirde.
Kim hangi kapının önünde bekliyor.
Kim hangi koltuğun etrafında dönüyor.
Kim menfaat neredeyse oraya dümen kırıyor, bunları anlamak için müneccim olmaya gerek yok.
Düne kadar birbirlerine en ağır ithamlarda bulunanların bugün aynı masada poz vermesi, ilkelere değil çıkarlara göre şekillenen siyasetin en çarpıcı fotoğrafıdır.
Devletin kurumları hiç kimsenin şahsi mülkü değildir. Kamu makamları, kişisel çıkarların, siyasi hesapların, akraba ilişkilerinin ya da ben yaptım oldu anlayışının arka bahçesi olarak kullanılamaz.
Ne yazık ki yerel siyasette hizmetten çok hesap.
Projeden çok propaganda.
Eser üretmekten çok algı yönetmek konuşulur oldu.
Halk hizmet beklerken, aynı isimlerin sosyal medyada iş yapıyormuş gibi verdikleri o yapay pozlar ve bitmek bilmeyen paylaşım furyası.
Oysa Kırşehir'in kaybedecek bir günü bile yok.
Gençler iş bulmak için başka şehirlere gidiyor.
Esnaf ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor.
Üretici artan maliyetlerin altında eziliyor.
Şehir yatırım bekliyor.
İstihdam bekliyor.
Kalkınma bekliyor.
Buna rağmen gündem çoğu zaman kişisel hesaplar, koltuk kavgaları ve siyasi manevralarla meşgul ediliyor.
Asıl acı olan ise bunu yapanların kimsenin fark etmediğini sanmaları.
Yanılıyorlar.
Kırşehirli sessiz olabilir ama kör değildir.
Konuşmasa da notunu alır. Günü geldiğinde de sandıkta, sokakta, çarşıda, pazarda fikrini ortaya koymasını bilir.
Bu şehir, samimiyetle yapılan hizmeti de unutmaz.