Özbekistan gezimizde rehberimiz Muhammed Emin'den duyduğum bir söz, günlerdir zihnimde dönüp duruyor.
Siz atları alıp Anadolu’ya gittiniz. Biz de atları kesip yedik, burada kaldık.
İlk duyduğunuzda tebessüm ettiren bu sözün içinde aslında koca bir tarih, büyük bir ayrılık ve aynı kökten gelen insanların hikâyesi var.
Biz Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru yola çıktığımızda, bu topraklarda kalanlarımız da oldu.
Kimi atının sırtına binip batıya doğru ilerledi, kimi ata yurdunda kaldı. Kimi Anadolu’da yeni yurtlar kurdu, kimi Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında hayatını sürdürdü.
Ama aradan yüzyıllar geçse de dilimizde, kültürümüzde, geleneklerimizde ve gönlümüzde aynı izler kaldı.
Bugün Azerbaycan’dan Özbekistan’a, Kazakistan’dan Kırgızistan’a, Türkmenistan’dan diğer Türk topluluklarının yaşadığı coğrafyalara kadar uzanan geniş bir Türk dünyası var.
Sınırlar değişmiş.
Devletler kurulmuş.
Ama ortak geçmiş değişmemiş.
İşte biz de Kırşehir’den 40 kişilik Ahi Meclisi grubu olarak bu ortak geçmişin izlerini sürmek, ata yurdumuzu görmek için yollara düştük.
Hive, Buhara, Semerkant, Taşkent.
Her şehirde yalnızca tarihi yapıları, medreseleri, camileri, çarşıları görmüyoruz.
Aslında kendimizden bir parça arıyoruz.
Bir sokakta duyduğumuz kelime tanıdık geliyor.
Bir sofrada ikram edilen yemek Anadolu’daki bir lezzeti hatırlatıyor.
Bir insanın konuşmasında, davranışında, misafirperverliğinde kendimizden bir şey buluyoruz.
Ve insan o zaman şunu daha iyi anlıyor.
Coğrafyalar insanları birbirinden uzaklaştırabilir ama ortak tarih, dil ve kültür, gönüller arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor.
Türkiye'den geldik.
Kırşehir’den geldik.
Ahi Evran’ın şehrinden.
Ahiliğin, kardeşliğin, dayanışmanın ve paylaşmanın Anadolu’daki önemli merkezlerinden birinden.
Burada, Türkistan coğrafyasında dolaşırken Ahiliğin sadece Anadolu’ya ait bir anlayış olmadığını da daha iyi hissediyoruz.
Çünkü bu topraklarda da komşuluk, dayanışma, misafirperverlik ve paylaşma kültürü hâlâ güçlü.
Belki yüzyıllar önce yollarımız ayrıldı.
Bir kısmımız Anadolu’ya geldi, bir kısmımız burada kaldı.
Ama bugün biz yeniden o yolların üzerinde buluşuyoruz.
Bu gezinin bizim için anlamı sadece bir turistik gezi değil.
Bu, Ata Yurdu’na yapılan bir gönül yolculuğu.
Kırşehir’den yola çıkıp Türkistan’ın kadim şehirlerinde dolaşırken, tarihin bize bıraktığı en büyük mirasın sınırlar değil, kardeşlik olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Belki Özbek kardeşlerimizin söylediği o sözün içinde biraz şaka, biraz sitem, biraz da tarih var.
Siz atları alıp Anadolu’ya gittiniz, biz de atları kesip yedik, burada kaldık.
Biz de bugün Anadolu’dan kalkıp geldik.
Atlarımızı alıp gitmiş olabiliriz ama gönlümüzü burada bırakmışız.
Şimdi yeniden almaya geldik.