Türk edebiyatının tanınmış bir öykü yazarı olan Esendal, edebiyatçılığının yanı sıra Tahran, Bakü ve Kabil'de büyükelçilik, TBMM'de dört dönem milletvekilliği, 1941-1945 yılları arasında CHP Genel Sekreterliği yapmış olan diplomat ve siyasetçidir. Öyküleri, Sanat ve Edebiyat, Seçilmiş Hikâyeler, Ulus, Ülkü, Hisar, Pazar Postası, Türk Dili gibi gazete ve dergilerde yayınlandı. Siyasetçi ve edebiyatçı kimliklerini ayrı tutmak için yazılarında M.Ş.E, Mustafa Memduh, Mustafa Yalınkat, M. Oğulcuk, İstemenoğlu gibi takma isimler kullandı. Yaşamının yalnızca dokuz yılında (1923-1926, 1946-1952) ciddi biçimde edebiyatla uğraşmasına rağmen Türk öykücülüğünün önemli bir ismi oldu. Durum hikâyeciliğinin Türk edebiyatındaki temsilcisidir. Yazdığı öykülerin sayısı 224'ü bulur. En çok bilinen eseri 1934 yılında yayımlanan Ayaşlı ile Kiracıları adlı romanıdır.
Çelik’e göre; Türkçe hikâyeden söz edildiğinde akla ilk gelen isimlerden birisidir. İnce’nin ifadeleriyle; Öykülerinde kadın sorunu, Kurtuluş Savaşı öncesi yaşanan çaresizlik, Batı özentisi, sömürü düzeni, ağanın işçiyi, belediye memurunun esnafı sömürmesi, düzenin adamı olan insanları, çok evlilik sorununu işler. Türk edebiyatında durum öykücülüğünün (Çehov tarzı) en önemli temsilcilerindendir. Öyle ki, edebiyat çevresince Yerli Çehov olarak adlandırılmıştır. Öykülerinde derin insan sevgisini işlemiştir. Dili sade, temiz ve pürüzsüzdür.
Wikipedia’ya göre; Esendal'ın Türk Edebiyatı'na getirdiği en önemli yenilik, ele aldığı konuları büyük bir sadelikle işlemesidir. Bu konular yine sıradan insanların yaşamları etrafında gezinir. Öykücülüğe başladığı ilk yıllarda, dilde sadeleşmenin öncüsü olan Ömer Seyfettin'in izinden giden Esendal, ustalık dönemine eriştiğinde, hem Ömer Seyfettin'den, hem de kendi çağdaşlarından daha sade ve düzgün bir dille yazmıştır. Üslubunda Çehov'un etkileri açıkça görülür. Hatta bazı öyküleri Çehov'dan yapılmış uyarlamalardır. Ancak bu etki, yazım tarzı, dildeki sadelik, kişilerin seçilişi ile sınırlı kalır. Esendal, Çehov'un karamsar bakışını tekrarlamaz. Kendi deyişiyle insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanır, insanları mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmaz.
Hikâyeleri, 1983'ten itibaren 14 kitap hâlinde yeniden şu isimlerle basılmıştır:
Otlakçı (1983)
Mendil Altında (1983)
Sahan Külbastısı (1983)
Veysel Çavuş (1984)
Bir Kucak Çiçek (1984)
İhtiyar Çilingir (1984)
Miras
Hava Parası (1984)
Bizim Nesibe (1985)
Kelepir (1986)
Gödeli Mehmet (1986)
Güllüce Bağları Yolunda (1992)
Gönül Kaçanı Kovalar (1993)
Hayat Ne Tatlı
Ezik’in ifadeleri ile; Otlakçı, yazarın sağlığında yayımlanan Hikâyeler – Birinci Kitap esas alınarak düzenlenmiş; yazar tarafından tercih edilen düzen bu ciltte korunmuştur. Esendal, Otlakçı’da yer alan hikâyelerinde oldukça samimi bir dil ile gündelik hayatın telaşı içerisinde yaşama mücadelesi veren insanların başından geçen kimi olaylara yer verir. Bir yandan yazarın insan sevgisini alabildiğine hissettiren bu hikâyeler, diğer yandan dönem insanının ne tür sıkıntılarla mücadele ettiğini de görünür kılar. Söz konusu bu hikâyelerde kiracılardan memurlara, köy muhtarlarından jandarma erlerine kadar gündelik hayatın çeşitli meslek gruplarıyla birçok farklı karakter ve tiplemeye yer veren Esendal, okura ne olursa olsun yaşama tutunma arzusunun hiçbir zaman sönmediği metinler sunar.
Esendal’ın Ayaşlı ve Kiracıları isimli romanını bir kez daha okumadan önce öykülerinden bir kısmını bilmeyi, incelemeyi diledim. Daha önce sizlerle paylaştığım Temiz Sevgiler isimli kitabında 23 öyküsü bulunmaktaydı. Otlakçı’da ise 25 öykü yer alıyor; Gençlik, Kayışı Çeken, Arabacı Ali, Bir Eğlenti, Otlakçı, Döğüş, Mülahazat Hanesi, Köye Düşmüş, Bir Kadının Mektubu, İki Kadın, Pazarlık, İki Ana İki Kız, Türbe, Haydar Bey’in Sakalı, Söylüyor, Deli, Yirmi Kuruş, Bildim, Seni Kahve Paklar, Ev Ona Yakıştı, Asılsız Bir Sözün Esası, Eşek, Hastanenin Yemek Tablası, Düğün Dönüşü, İşin Bitti.
Gençlik’en; “Sıcak yaz günü evde kim varsa, küçük büyük, çoluk çocuk toplandılar, öğle yemeğini yediler, sonra da her biri bir yana çekildiler. Şehre inecekler, giyindiler gittiler. İrfan Bey’le Mükerrem futbol maçına gideceklermiş, savuştular. Büyük Hanım’ın sözüne bakılırsa bu son günlerde öğle yemeklerini yedikten sonra büyük efendi, Kerim Beylere kaçıyor, orada kanepe üstünde uyuklayıp uykusunu alıyor, gece erken yatıp uyuyanlara da kızıyor, söyleniyormuş. Büyük Hanım, olduğu bir günden, öğle uykusunu sevmezmiş ama gece erken yatıp kocasının çenesini açtırmamak için şimdi öğle yemeklerinden sonra biraz kestiriyormuş!”
Otlakçı’dan; “Efendim, tütün tabakasını ortada unutmaya gelmiyor, insafsız herif, tütünün ne kadar saçak yeri varsa içti, tozlan bana kaldı. Çok otlakçı gördüm ama böylesine hiç rastgelmedimdi. Bizim rahmetli İlhâmi de otlakçı idi ama hiç olmazsa bir inceliği vardı, adamı eğlendirirdi. Karşınıza oturdu mu, gözleri ile tütün paketini arar, sokulur, tabakayı, cebime koyarım, sözlerini şaşırır, cebimden çıkarıp masanın üstüne bırakırım, sevinir. Saatlerce gözleriyle tabakanın arkasından koşar, sonra bir fırsatını düşürüp bir ağara yakınca keyiflenir, güler, söyler, dinleyenleri de eğlendirirdi. En çok hoşlandığı da fırsatını düşürüp cıgarayı kendi eliyle almasındaydı idi. Siz ona paketinizi uzatırsanız alır ama, kendi eliyle aldığı cıgaradan duyduğu haram tadını duymazdı. Bu otlakçıya canım kurban, kardeşim! Bu herif öylesi değil ki…”
Can Yayınları’ndaki önsözden alıntı ile; Bakü’de mümessillik yaptığı yıllarda Rus yazar Anton Çehov’u keşfeden Memduh Şevket, Çehov’un metinlerine karşı büyük bir hayranlık duyar. Bu hayranlık, zamanla onun metinlerinden etkilenmeye dönüşür. (…) 1921-1952 yılları arasını kapsayan süreçte Çehov tarzı hikâye anlayışını benimseyen Memduh Şevket, bu yıllarda iki yüzden fazla hikâye ile iki roman kaleme alır. Bundan sonraki süreçte realist bir anlayışla hareket eden yazar, hikâyelerinde daha minimal bir tavır takınır, gündelik hayata ve onun telaşlarına odaklanır. Belirli bir ânı yazmak, küçük sahneleri, belli belirsiz vakaları yazıya geçirmek, edebiyatının bu ikinci döneminde Memduh Şevket’in esas gayesi olur. Benzer bir tavır, bu süreçte kaleme aldığı iki romanında da varlığını hissettirir. Memduh Şevket Esendal’ın hikâye ve romanları birçok noktada iç içe geçer ve birbirlerine paralel bir yapı sergiler. Söz konusu tüm bu metinlerde bir kurum olarak aileye, iktidar-halk / yöneten-yönetilen ilişkilerine, küçük insana, gündelik hayata, yozlaşmaya, dönüşüme, zorlu geçen savaş yıllarına, ekonomik krizlere, geçim derdine yer veren Memduh Şevket, imparatorluktan Cumhuriyet’e geçişi tüm yönleriyle eserlerine konu eder. Memurundan ağasına, şehir insanından köylüsüne, fakir mahallelilerden zengin nâzır ailelerine kadar birçok farklı sosyal, ekonomik ve toplumsal sınıftan karakter, Memduh Şevket’in hikâyelerinde baş gösterir. Yazar, inşa ettiği zengin şahıs kadrosuyla geniş bir anlatı dünyası meydana getirir.
Esendal için Nurullah Ataç; “Memduh Şevket Esendal, dilimizin arınmasına, açıklaşmasına en büyük yararlıkları dokunmuş yazarlarımızdan biridir. Hatta Ömer Seyfettin’den sonra bu yolda en çok çalışmış olan odur. Şunu söylemek istiyorum: Ömer Seyfettin dilimizi Edebiyat-ı Cedide’nin, eski inşanın yapma bezeklerinden kurtarmıştı, ondan sonra gelenler, onun sanatını sevmeseler de, açtığı yoldan gittiler. Memduh Şevket Esendal bir adım daha attı, yazı dilimizi konuşma dilimize yaklaştırmak istedi.” Derken Sait Faik Abasıyanık; “İnsanlara bakmasını da biliyordu. Kahvelerde tavla oynayan kendi halinde gözükenleri, pansiyonlardaki ilgiye lâyık görülmeyen kişileri merak ediyordu. Etrafında kaynaşan insanlar içinden onun mevkiinde olanların yalnız icap ettiği, zaruri olduğu zaman sahte bir önem verdiklerine canla, zevkle, merakla bakıyor; onların yaşayışından hikâyeler yapıyor, bize sunuyordu” diyor. Haldun Taner ise “Esendal’ın hikâyecilikteki öbür özellikleri yapmacıksızlığı, süssüzlüğü, canlılığı, yerliliği, gereksiz tasvirlerden kaçışı, kişilerin ruh hallerini, konuşmaları ve tavırlarıyla anlatmasıdır. Hikâyeci olmamın sevinci içinde onunla meslektaş olmanın övüncü de var” ifadesinde bulunuyor.
224 hikayenin tamamına ulaşmayı ve okumayı önümüzdeki beş yılda kendime hedef koydum (Allah ömür verir ve nasip ederse tabii). Fakat şimdiden Esendal’ın 48 hikayesini okumuş olmakla da çok mutlu olduğumu eklemeliyim. Okuma planlarımın nasıl oluştuğuna da küçük bir örnek. Her hikaye ayrı güzel, bizim kültürümüzden, bizim insanımızdan, bizim düşünüş ve davranışlarımızdan. Ama özellikle “Otlakçı, Ev Ona Yakıştı, Asılsız Bir Sözün Esası ve Eşek” isimli öyküleri bende büyük bir haz duygusu oluşturdu. 1925 ila 1946 yılları arasında kaleme alınmış bu öyküler ilgi, vakit ve üzerinde düşünülmeyi hak ediyorlar. Size de bol Esendal hikayeli günler, okumalar dilerim efendim.