Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen Yaşadığım Gibi yazarın, şair, hikayeci, roman ve edebiyat tarihçisi olarak milli kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır. Tanpınar’ın yazdığı, dergi ve gazetelerde dağınık olarak duran bu yazılar bir kere okunduktan sonra unutulmuşlardı. Kimse onları bir arada toplu olarak görmemişti, yazarın kendisi bile. Şimdi okumak zevki olan herkes, Türkçe'nin bu güzel yazılarını okumak saadetine kavuşacak. Bir araya gelen bu yazılar, Tanpınar'ın alaka ve düşünce sahasını, ana fikirlerini daha açık bir şekilde gösteriyor.
Birol Emil’in derleyip tasnif ettiği Yaşadığım Gibi, yedi bölümden oluşuyor. Bunlar:
1.İnsan ve Cemiyet (20 yazı)
2.İnsan ve Ötesi (4 yazı)
3.Üç Şehir (14 yazı)
4.Paris Tesadüfleri 9 yazı)
5.Türk Dili ve Edebiyatı (Mülakatlar) (12 yazı)
6.Musiki (5 yazı)
7.Plastik Sanatlar (17 yazı)
Birkaç alıntı;
Medeniyet Değiştirmesi ve İç İnsan (Cumhuriyet, 2 Mart 1951,
"Bizi sadece yaptığımız işlerden değil, onların hız aldıkları prensiplerden de şüphe ettiren, mühim ve hayatî meselelerimiz yerine bir şaka denebilecek kadar hafif şeylerle uğraştıran, yahut bu mühim ve hayati meselelerin mahiyetini değiştirip bir şaka haline getiren bu buhranın sebebi, bir medeniyetten öbürüne geçmemizin getirdiği ikiliktir. Cesaret edebilseydim, Tanzimat’tan beri bir nevi Oedipus kompleksi, yani bilmiyerek babasını öldürmüş adamın kompleksi içinde yaşıyoruz, derdim. Muhakkak olan bir taraf varsa, eskinin, hemen yanıbaşımızda, bazan bir mazlum, bazan kaybedilmiş bir cennet, ruh bütünlüğümüzü saklayan bir hazine gibi durması, en ufak sarsıntıda serab parıltılarıyla önümüzde açılması, bizi kendisine çağırması, bunu yapmadığı zamanlarda da, hayatımızdan bizi şüphe ettirmesidir. Tereddüt ve bir nevi vicdan azabı... (Bize akseden çehresiyle yanlış yapma korkusu.)”
Kitap Korkusu (Cumhuriyet, 31 Temmuz 1951,
“Kitaptan niçin korkarlar? Bunu bir türlü anlayamadım. »Kitaptan korkmak, insan düşüncesinden korkmak, insanı kabul etmemektir. Kitaptan korkan adam, insanı mesuliyet hissinden mahrum ediyor demektir. «Bırak, senin yerine ben düşünüyorum!» demekle, «Palan kitabı okuma!» demek arasında hiç bir fark yoktur. İnsanoğlu her şeyden evvel mesuliyet hissidir ve bilhassa fikirlerinin mesuliyetidir. Ondan mahrum edilen insan, kendiliğinden bir paçavra haline düşer.”
Güzel İle Sevgi Arasında (İz, 1 Nisan 1935,
"Hem uzak, hem yakın... Ona yolların en kısası hasretle yakınız, halbuki aramızda mesafelerin en genişi olan ümitsizlik var. "
"insanı vücudunda aramayı öğretmek isteyen bir tanrı gibidir, ve bununla da kalmıyor, belki bir fâninin ihtirasları için en makul hududu gösteriyordu; gölgem bana diyordu ki, ölümden sonra yaşamayı istemek, kendini güç bir imtihana sokmaktır, bütün hizmetlerini uğrunda sarfettiğin ruhun, seni geniş tabiattan ayırdıkça ıztıraplarının annesi olacaktır. Kısaca, o bana diyordu ki yaşamayı ve ondan sonra da dağılmayı bil! Fakat yazık ki ölümün kısır çeşmesinden içmeyenler bazı şeyleri anlamıyor. Bir muvazenin mimarîsi bozulduktan ve toprak kendisiyle beraber gelenleri geriye aldıktan sonra bunu anladım. Ey bir zamanlar her zerremde dolaşan sağır ve esrarlı kudretler!.. Zamanın korkunç akışı sizin eteğinizden yumuşuyordu ve yıllarca beyhude yere o kadar peşinden koştuğum ruhum, siz çekilir çekilmez boş bir duvar oldu. Ve şimdi biz hasretin ve arzunun gölgesiyle onun renksiz boşluğunu doldurmağa çalışıyoruz."
"Ben seni bulmadım, biz birbirimizi bulduk. Ayni noktada toplanan düşüncelerimiz bizi birbirimizin karşısına çıkardı."
Aşk ve Ölüm
(Tasvîr-i Efkâr, 16 İkincikânun 1941
"Sevdiğim bir muharrir «aşk, ölümün gülümseyen yüzüdür» der; bu mes’ut cümleyi her hatırladıkça, onu kendim söylememiş olduğuma müteessir olurum. Çünkü, bu iki mefhumdan birini, ötekini hatırlamadan hiçbir zaman düşünmedim; hattâ onlar benim için eş doğmuş mefhumlar değil, birbirini tamamlayıcı yegâne hakikatlerdir. İnsan zekâsının bu ikiz kanadı, hayat aynasında daima yanyana çırpınırlar. Büyüğe, bütüne, kemale ancak onlara eriştiğimiz, bu tecrübeleri nefsimize mal ettiğimiz zaman vâsıl oluruz. Şiirin, sanatın tebessümü ancak bu iki müntehanın arasında doğar. Hakikî hayat, Hayyam’ın şiirlerindeki deştiler gibi ölümün elinde yoğurulur, aşkın ateşinde pişer ve tam kıvamını bulduğu zaman yine ölüm onu ebediyetin kucağına atar. Eğer sanat ve hayatın gayesi, zamanı yenmekse, biz bu tecrübeyi ancak bu sanatkârın elinde ve bu ocakta yaparız. Aşk, ruhun ebediyete doğru yaptığı geniş hamlede kendi
kendisini ikrarı, zamanı yenmek için insan iradesinin muhtaç olduğu teksif kudretine ve iradeye erişmesidir; ölüm bu merhalede bir kemalin, bir tamamiyette bekçisi olur...".
Musiki Hülyaları (Şadırvan, 10 Haziran 1949,
" Ey zaman gülü, seni tanıdım! Mağaramın önünden, başucunda mavi güvercinlerin ve adımlarının peşinde otlayan arzu ceylânları, geçtiğin günü hatırlıyorum! Sana koşmayı ne kadar isterdim! Fakat sen kendi beyaz uçurumunda, bakışlarının sessiz güvercinleriyle beraber kayboldun, ben ise içimdeki değişikliğin oyuncağıyım! Zaman, aldığını geri verecek misin? Yahut o geldiği zaman ben onu tanıyacak mıyım?
Yaşadığım Gibi'de Tanpınar'ı pek çok yönü ile tanımak mümkün. Sevgican, “Romanlarını, şiirlerini okuduktan sonra kendi ile sohbet edermiş gibi "O konuşsun ben dinleyeyim" demek isterseniz makalelerini okumanızı tavsiye ederim” diyor. Fatma da Tanpınar için; “Eserlerinde dil güzelliğine önem verdiğinden dolayı düz yazılarında bile şairane bir dil mükemmel bir üslûp kullanır. Okurken dikkat ister, hiç boş cümlesi yoktur. Cümleleri duygudan fikre doğru yükseldiği için eserleri tekrar okunduğunda sanki ilk defa okunuyormuş gibi bir his verir. Her seferinde yeni bir mânâ keşfedilir. Bütün eserleri tarihimizi, coğrafyamızı, insanımızı anlatmaya dönük olduğundan geçmişten günümüze ışık tutar” ifadelerini kullanıyor.
Mehmet Kaplan, Tanpınar için; “Milliyetçi bir fikir adamıdır. Fakat onun milliyetçiliği, bir doktrin milliyetçiliği değil, milli varlığı her cephesiyle yaşamak isteyen ve dünyaya kapalı olmayan kültür milliyetçiliğidir. Onu okurken insan bir ideolojinin dar sınırları içinde boğulmaz, tabiatın, tarihin, sanatın, gerçek ve hayalin geniş ufuklarında nefes alır” demektedir.
Tanpınar’ın ilgi ve düşünce alanlarını kavramak, zengin kültüründen ve özgün fikirlerinden istifade etmek için bu derleme kitap birebir. Günde birkaç yazı okuyarak birkaç haftada bitirilebilecek ve pek çok kazanım sağlanabilecek bir eser bu. Ne yapın yapın, başucunuza bu kitabı koyun ve her gün birkaç Tanpınar denemesi/yazısı/röportajı okuyun. Pişman olmayacaksınız.