“Yetim sırtından doyan doyana,
Gönül bu oyuna nasıl dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”
Ozan ne güzel söylemiş…
Bugün bu dizeleri yeniden hatırlamanın zamanı değil mi?
Her zaman Pazar esnafında alış verişimi yaparım bugün yine pazara geldiğimde etiketleri tavan yapmış olarak gördüm.
Bir zamanlar fakirin, garibanın sofrasında eksik olmayan kuru soğan vardı. Yanına bir de patates koydun mu, karnını doyururdun.
Zengin sofralarının değil, dar gelirlinin mutfağının vazgeçilmeziydi.
Şimdi ise soğan da patates de lüks oldu!
Bugün pazara, manava, markete giden vatandaşın cebindeki para daha tezgâha varmadan eriyor.
Yaz sıcakları bastırdı, ama çarşıda pazarda fiyatların ateşi sıcaklardan daha fazla yakıyor.
Soğan 60 lira…
Patates 50 lira…
Bunlar öyle “Almasam da olur” denilecek ürünler değil.
Bunlar mutfağın temel ihtiyaçları.
Fakirin, emeklinin, asgari ücretlinin sofrasında bulunması gereken en sıradan yiyecekler.
Etten vazgeçtik…
Sütten vazgeçtik…
Peynirden, yağdan vazgeçtik…
Şimdi sıra soğana ve patatese mi geldi?
Garibanın sofrasında kalan son birkaç lokmaya da mı göz dikildi?
Yaz geldi, sıcaklar arttı.
Ama vatandaşın mutfağındaki yangın daha da büyüdü.
Çarşı pazar, manav market ateş pahası…
Emekli, aldığı maaşla ay sonunu getirme hesabı yapıyor.
Asgari ücretli, her gün biraz daha ağırlaşan hayat şartları karşısında yaşam mücadelesi veriyor.
Dar gelirli, “Bugün ne pişireceğim?” diye düşünüyor.
Öte yanda ise vatandaşın geçim derdiyle makamların rahatlığı arasında uçurum büyüyor.
Bir tarafta soğanın, patatesin hesabını yapan emekli…
Diğer tarafta sofradaki temel gıdayı bile hesap etmek zorunda kalan asgari ücretli…
Ve insan ister istemez soruyor: Bu vatandaş kimin umurunda?
Hani ekonomi şahlanıyordu?
Hani Avrupa bizi kıskanıyordu?
Bugün geldiğimiz noktada vatandaşın gündemi ne büyüme rakamları ne de büyük ekonomik söylemler…
Vatandaşın gündemi çok daha basit: “pazara, Markete gideceğim, ne alabileceğim?”
Bir anne çocuğunun önüne ne koyacağını düşünüyor.
Bir emekli, maaşının hangi ihtiyacına yeteceğini hesaplıyor.
Bir baba, evine eli boş dönmemek için cebindeki parayı defalarca sayıyor.
İşte hayatın gerçeği budur.
Ekonominin gerçek göstergesi, sadece tablolar ve rakamlar değildir.
Ekonominin gerçek göstergesi, vatandaşın pazar filesidir.
O file dolmuyorsa, mutfakta tencere kaynamıyorsa, vatandaş temel gıdaya ulaşmakta zorlanıyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir.
Bugün kuru soğan bile lüks hale gelmişse, artık dönüp bir kez daha düşünmek gerekir.
Çünkü mesele sadece soğan değildir.
Mesele, vatandaşın sofrasıdır.
Mesele, emeklinin onurudur.
Mesele, asgari ücretlinin geçim mücadelesidir.
Mesele, çocuğuna sıcak bir yemek yedirmek isteyen annenin çaresizliğidir.
Ve insanın yüreği gerçekten dayanmıyor…
Ozanın yıllar önce söylediği sözler bugün yeniden kulaklarımızda çınlıyor:
“Yetim sırtından doyan doyana,
Gönül bu oyuna nasıl dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”
Ben söyleyeyim…
Söyleyelim!
Çünkü vatandaşın sofrasındaki yangını görmezden gelmek, o yangını söndürmez.
Kuru soğan bile lüks olmuşsa, artık herkesin düşünmesi gereken bir şeyler var demektir.