Siyasette en çok tartışılan konulardan biri, kim daha çok çalıştı sorusundan ziyade, kim nasıl aday oldu?
Siyasette emek kelimesinin hükmünü yitirdiği, parti mutfağında ter dökenlerin hakkının bir gecede göz ardı edildiği bir dönemi yaşıyoruz. İster iktidar partisi olsun ister muhalefet, tepeden inme aday belirleme hastalığı, eninde sonunda sandıkta ya da yönetimin koridorlarında kriz olarak karşımıza dikiliyor.
Bunun en somut iki örneğini yakın zamanda iki farklı partide, iki farklı şehirde ama birebir aynı yöntemle yaşadık.
Çankaya ve Kırşehir.
CHP’nin kalesi olarak bilinen Çankaya’da son seçim öncesi tam 25 kişi aday adayı olarak partiye müracaat etti. Adaylık ücretini yatırdılar, kapı kapı gezdiler, bütçe ayırdılar, emek verdiler. Peki sonuç ne oldu? Genel merkez, o 25 kişinin hiçbirini görmedi.
Aday adaylığı başvurusu bile yapmayan, tek kuruş ödemeyen, sahada bir gün dahi teri akmayan 1993 doğumlu genç bir avukat, Hüseyin Can Güner bir gecede aday ilan ediliyor.
Sonuç?
25 aday adayı haklı olarak isyan etti, ortak bildiri yayımlayıp biz yarıştık, ter döktük, aday olmayan birini niye tepemize atadınız? diye sordu.
O ses duyulmadı, Güner koltuğa oturdu.
Bugün geldiğimiz noktada ise Çankaya Belediyesi’ne yapılan operasyon sonrası Güner gözaltına alındı, yargılaması sürüyor ve şu an Kırşehir Ceza İnfaz Kurumu’nda yatıyor. Bugünlerde ziyaretçisi de bol, önce CHP milletvekilleri, ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel.
Hukuki süreç devam ediyor ve elbette nihai değerlendirmeyi mahkemeler yapacaktır.
Kırşehir’de Aynı Senaryo. Osman Aslan Örneği
Sadece CHP mi? Tabii ki hayır. AK Parti’nin Kırşehir adayı belirlenirken de birebir aynı filmi izledik.
Kırşehir’de AK Parti’den belediye başkanlığı için yola çıkan, temayüle giren, bütçe harcayıp gece gündüz sahada koşturan onbeş aday adaylarının hiçbiri listeye giremedi.
Tıpkı Çankaya’daki gibi, sürece emek vermeyen, temayüle girmeyen, müracaatı dahi bulunmayan Osman Aslan'ın Kırşehir Belediye Başkan adaylığı açıklandı.
Ancak Kırşehir seçmeni bu tercihe prim vermedi. Emek vermeden gelen Aslan, seçimi kazanamadı. Şimdilerde Ankara’da, partinin kapısına bile uğramadığı konuşuluyor.
Aynı başlangıç, benzer sonlar,
İki farklı parti, iki benzer yöntem.
Biri Kırşehir’de seçimi kaybetti ve köşesine çekildi. Diğeri Çankaya’da koltuğu aldı ama bugün Kırşehir Cezaevi’nde.
Siyasetin yukarısındakiler, örgütün ve halkın iradesini yok sayıp ben yaptım oldu mantığıyla aday belirledikçe ne kazanan şehirler oluyor ne de o koltuklara oturtulan isimler huzur bulabiliyor.
Tepeden inme adaylıklar gerçekten partilere güç mü kazandırıyor, yoksa teşkilatların inancını ve motivasyonunu mu zedeliyor? sorusunun tahlilini iyi yapmak lâzım.