Ne dersiniz dostlar?
Ülkede haramlarla haramiler birbirine karışmış durumda.
Haram dediklerinin meydanlarda harami gibi dolaştığı, haramı savunanların ise haramileri bile geride bıraktığı bir dönemden geçiyoruz.
Koltuk, makam, para ve kadın söz konusu olunca haramlar helal mi oldu dersiniz?
Günümüz süslümanlarını anlatan çok doğru bir tabir.
Bu dindoşlar/ diniboşlar, dini inançları gereği 'haram' diye domuz eti yemezler ama insanların hakkını öyle bir yerler ki.
Haramlar bugünlerde helal gibi sunulur oldu.
Soruyorum ey ahali: Bu gidişin sonu nereye?
Yiyenler doymadı, doymak bilmedi bir türlü.
Söyleyin, bu zihniyet insanlığı unutturup mideleri hırsın esiri mi yaptı?
"Domuz haramdır" deyip sakındılar akıllarınca.
Sözde Domuzu haram diye yemeyenler, özde haramları domuz gibi yiyorlar.
Ama bin bir hileyle her şarta bir kılıf uydurdular.
Kutsalı pazara sürüp azar azar sattılar.
Haramı öyle bir yediler ki domuz bile utandı bundan!
"İçki haramdır" diye dillerde hep aynı nakarat.
Bir damla içki içmezler belki ama akılları sarhoş!
Koltuk sarhoşluğu, makam sarhoşluğu, para tutkusu ve kadın sevdası sarmış dört bir yanlarını.
Farkında değiller; içmeden bitirdiler kendi insanlıklarını.
"Tefecilik haramdır" dediler.
Minareyi kılıfına uydurup faizin adını değiştirdiler, masumlaştırdılar.
Bugün ise faiz tartışmalarının gölgesinde, dün söylediklerini unutanlar var.
"Hırsızın kolunu kesin!" diye mangalda kül bırakmazlar.
Zengine dokunulmaz, garibanın yakasından ise hiç düşülmez.
Ama bakıyorsunuz, kesilmesi gereken ellerden söz edenlerin bileklerinde milyonluk altın saatler parıldıyor!
Kendi kollarını sallaya sallaya gezenlere ne oldu?
Hani şeriatın kestiği parmak acımazdı?
Emanetlerin içini boşalttınız!
Foncu lük tartışmalarıyla garibanın hakkını gündeme getirdiniz.
Sonra da bütün bunların üzerine elhamdülillah demeyi ihmal etmediniz.
"Zina haramdır" diye meydanlarda haykırırlar.
Ahlak bekçiliğine soyunup başkalarını yargılarlar.
Ama ahlakın yalnızca başkalarına anlatılan bir söz olmadığını unuturlar.
İkiyüzlülük bu memlekette maske olmuş; insanlar artık söze değil, davranışa bakıyor!
"Yetim hakkı yenir mi hiç?" derler, gözyaşı dökerler.
Suyu bile üç yudumda içip edep öğretirler.
Fakat sıra yetimin hakkına, garibanın rızkına gelince ne hikmetse bütün hassasiyetler unutulur.
Malıyla mülküyle semirenler, gözünü hırs bürüyenler çıkar karşımıza.
Tefecilik haram derken faiz tartışmaları büyür, millet kuru ekmeğe muhtaçken saltanat görüntüleri gündeme gelir.
Halkın emaneti, yetimin hakkı, kamu kaynakları…
Belediyelerden fonlara kadar her alanda sorulması gereken sorular var.
Kim neyi, nasıl kullandı?
Kimin hakkı kime geçti?
Kim hesap verdi, kim hesap vermekten kaçındı?
Meydanlar gürler, dillerde din, iman, inanç ve diyanet…
Peki, ya adalet?
Ya kul hakkı?
Ya liyakat?
Ya emanet?
Din, yalnızca dilde mi kaldı, yoksa hayatın her alanında yaşanması gereken bir ahlak mıydı?
Şimdi bu millete, bu toprağa ne diyelim?
Zamana uyup haramlar mı kılık değiştirdi, yoksa başımıza bela olan haramiler mi?
Asıl mesele haramın adının değişmesi değil; haramı haram olmaktan çıkarıp kendine helal gören zihniyettir.
Çünkü insanın dilinde Allah, elinde haram, gönlünde makam ve gözünde para varsa orada önce ahlak sorgulanmalıdır.
Unutmayalım dostlar: Haramın küçüğü büyüğü olmaz.
Kul hakkının da mazereti olmaz.
İnsanları sözleriyle değil, yaptıklarıyla tanıyın!