Cumhuriyet Halk Partisi yine kendi gündeminin esiri olmuş durumda.
Yıllardır "Bu seçim tamam, iktidar oluyoruz" diye meydanlara çıkanlar, seçimden sonra dönüp birbirlerinin yakasına yapışıyor.
Türkiye'nin sorunlarını çözmeye talip olduklarını söyleyenler, kendi partilerindeki sorunları çözmekte bile zorlanıyor.
Vatandaş enflasyonu konuşuyor.
Emekli geçim derdinde.
Gençler gelecek kaygısı yaşıyor.
Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Ama CHP'nin gündemi yine koltuk, yine kongre, yine iç hesaplaşma...
Siyasetin en temel kuralı şudur:
Önce kendi evinin içini toparlayacaksın ki millete ülkeyi yönetmeye talip olduğunu anlatabilesin.
CHP ise yıllardır aynı filmi oynuyor.
Aktörler değişiyor, sahne değişiyor ama senaryo hiç değişmiyor.
Her seçim öncesi birlik fotoğrafları veriliyor.
Her seçim sonrası ise hesaplaşma başlıyor.
Bir taraf kürsüye çıkıp haklı olduğunu anlatıyor.
Diğer taraf mahkeme kararlarını gösteriyor.
Bir başkası delegeleri suçluyor.
Öteki adaletten söz ediyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo ise tam bir siyasi karmaşa...
Bugün CHP'nin önündeki en büyük engel AK Parti değil.
En büyük engel CHP'nin kendi içindeki bitmek bilmeyen güç mücadelesidir.
Bir tarafta genel merkez...
Bir tarafta eski yönetimler...
Bir tarafta koltuğu bırakmak istemeyenler...
Diğer tarafta koltuğu almak isteyenler...
Vatandaş ise bütün bu tartışmaları izleyip şu soruyu soruyor:
"Kendi içinde anlaşamayanlar ülkeyi nasıl yönetecek?"
Asıl cevap bekleyen soru budur.
Yirmi dört yıldır iktidara karşı muhalefet yapan bir parti hâlâ kendi içinde liderlik kavgası veriyorsa dönüp biraz da aynaya bakmalıdır.
Çünkü sürekli rakibi suçlamak, sürekli seçmeni suçlamak, sürekli şartları suçlamak kolaydır.
Zor olan kendi eksiklerini görmek ve onları düzeltmektir.
Bugün CHP'de herkes konuşuyor.
Herkes haklı olduğunu söylüyor.
Herkes karşı tarafı suçluyor.
Ama kimse çıkıp da "Bu parti neden yıllardır tek başına iktidar olamıyor?" sorusuna samimiyetle cevap vermiyor.
Siyasette başarı mazeret üretmekle değil sonuç almakla ölçülür.
Seçmen kavga değil çözüm görmek ister.
Tartışma değil proje görmek ister.
Koltuk mücadelesi değil memleket mücadelesi görmek ister.
CHP ise yine kendi içinde birbirini tüketiyor.
Birinin yaptığı açıklamayı diğeri yalanlıyor.
Birinin savunduğunu öteki reddediyor.
Parti içindeki sesler o kadar çoğalmış durumda ki artık vatandaş kimin ne söylediğini takip etmekte zorlanıyor.
Eskilerin bir sözü vardır: "Horoz çok olunca sabah geç olur."
CHP'de ise horoz o kadar çoğaldı ki sabahın ne zaman olacağı bile belli değil.
Böyle bir tabloyla iktidar yolu değil, yeni tartışmaların yolu açılıyor.
Görünen o ki CHP, rakipleriyle mücadele etmekten çok kendi içindeki mücadeleyle uğraşmaya devam edecek.
Ve siyaset sahnesinde en acı gerçek şudur:
Birbirine güvenmeyenlerin millete güven vermesi çok zordur.