Gözlerim bana sordu?

Bu gördüklerim. Ağaçlar, otlar, hayvanlar, kuşlar, böcekler...

Dağlar, taşlar ne için var.  Dağ, taş yemez içmez. Ama sulara mahzenlik yapıyor. İnsanın ihtiyacı olan madenlere analık yapıyor. Bağrında saklıyor.

Gökyüzü, hava, bulut, yağmur, kar, kış, bahar, ısı, ışık, gece, gündüz.

Bana insana hizmet ediyor. Bunlar hiç yorulmuyor mu? Güneş her gün doğuyor, ışığını, ısısını veriyor. Hiç hareketlerinden saniye bile taviz vermiyor. Ay öyle, dünya öyle; her gün aynı, aylar birbirini kovalıyor aynı, mevsimler birbiri arkasına geliyor hep aynı.

Kışın bakıyorsunuz birçok yaratık canlı - cansın ortadan kayboluyor, bir kısmı suyunu çekiyor bir deri bir kemik kalıyor. Ağaçlar kuruyorlar, adata ölümü yaşıyorlar. Birde bakmışız, kışın ölen, kuruyan, cansız çıplak kalan onlar değil de, bir başkası.

Baharla canlanan, canına can katan insanlara tablacılık yapan, yani âlemi gaybtan insanlara erzak taşıyan bir trenin vagonları gibi. Biz insanlara erzak taşıyor. Cisimleri benzese de tatları ayrı renkleri ayrı... Şerbetler, şuruplar, tatlılar hep bize gönderiliyor.

 Bahar bana yeniden dirilmeyi anlatıyor.

Ekip biçiyorsun. Mahsulü alıyorsun. Mahsulün verimine göre de bir kazanç sağlıyorsun. Bu fani dünyada; ebed için mahsulü bol olanlardan eyle Allahım beni diyor. Soran gözler.

 

Âyet-i Kerime Meâli

 

Her nefis ölümü tadıcıdır. Amellerinizin karşılığı ise kıyamet gününde size eksiksiz verilecektir. Her kim Cehennem ateşinden uzaklaştırılıp Cennete konulmuşsa, işte o kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı ise aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.

Âl-i İmran Sûresi: 185

 

İnsan bir yolcu...

 

Bakıyorsun ağlıyor, birde bakmışın; ağlayan o değil, 'başkası' gülüyor.

Ağlanması gerektiğinde gülen… Gülmesi gerektiğinde ağlayan bir yaratık…

Doğarken o ağlarken, ailesi neşe içinde...

Ölürken o gülerken. (Ölüme gülerek gidenler için) Ailesi geçici bir sürede olsa ağlıyor.

Ama insanlarımız hep gülüyor.

Neye?

Ağlanacak halimize...