Ananın Hakkı
O sırada bir ses duyuldu —
Su gibi ince, rüzgâr gibi yumuşak:
“Benim hakkım var onların üzerinde…”
Bu, çobanın anasının sesiydi.
Ruhuyla huzura gelmişti.
Hacı Bektaş dedi:
“Ey ana, sen sabrın ta kendisisin.
Sen evladına aşkı, erene teslimiyeti öğrettin.
Sen bu destanın nurusun.”
Ana dedi:
“Ben yalnız bir aşçıydım dergâhta,
ama yemeği tuzlayan aşkımdı.
Kızılırmak’ın tuzu da bu imtihanın sırrıydı.
Oğlum tuzla sınandı, ama sabırla kazandı.”
Hakikatin Açıklanışı
Yunus Emre öne çıktı, dedi ki:
“Aşk bir güneştir, ateşidir yakar,
Kül eder teni, ruhu arıtır paklar.
Gören sanır bir aşk iki kişidir,
Hâlbuki o birdir, Yaradan’a akar.”
Erenler, Kızılırmak’a baktılar.
Suyun yüzeyinde iki beyaz kuş belirdi.
Biri ana, biri ağa gibiydi.
Yükseldiler, gökyüzünde kayboldular.
Ahi Evran dua etti:
“Ya Rabbi, sen bu aşkı ilahi sevdayla mühürle.
Her kim bu hikâyeyi dinlerse,
kalbinde hakikate bir kapı açılsın.”
Kızılırmak’ın Bayramı
O gece halk nehrin kenarında toplandı.
Koyunlar meleşti, rüzgâr dindi.
Kızılırmak’ın suları berraklaştı,
sanki yüzyıllık bir yükten kurtulmuştu.
“Sular duruldu, gönüller arındı,
Herkes kendi imtihanını tanıdı.
Çoban kavalıyla zikre daldı,
Ağa’nın ruhu huzura vardı.”
Artık aşkın adı değişmişti:
O, “Kızılırmak Aşkı” değil,
“Allah Aşkı” olmuştu.