Emekli maaşı ne olsun diye tartışıyorlar.
“En düşük emekli maaşı yirmi bin olsun” diyen var.
“Yok, az; biraz daha artıralım” diyen var.
Sanki kendi ceplerinden veriyorlar!
Sanki lütuf dağıtıyorlar!
Ey seçilmişler, Allah aşkına bir gün makam arabalarınızı bırakın da pazara inin.
Bir file alın, vatandaş gibi alışveriş yapın.
Markete girin, raflardaki etiketlere bakın.
Kasaba uğrayın, etin kilosunu sorun.
Manava başınızı uzatın, meyvenin yanına yaklaşabiliyor musunuz görün.
Ama sizin böyle bir derdiniz yok.
Çünkü siz o maaşlarla geçinmiyorsunuz.
Siz yirmi bin lirayla ay sonunu getirmeye çalışmıyorsunuz.
Yukarıda kırmızı koltuklarda oturup el kaldırıp indirmekle hayat ucuzlamıyor.
O koltuklardan bakınca halkın sofrası görünmüyor belli ki.
Emekliye zam daha cebine girmeden;
çarşı, pazar, market, kasap, manav, fırın çoktan zammı koydu bile.
Para ortada yok ama etiketler her gün değişiyor.
Emekli daha maaşını almadan yoksullaşıyor.
Sonra çıkıp diyorsunuz ki:
“Bırakın siz de zam bekliyorsunuz.”
Bu zam değil.
Bu sadaka da değil.
Bu, emekliyi dilenci yerine koymaktır.
Sokak dilencisi “Allah rızası için” der,
“Ne verirsen kabulüm” der.
Emekliyi de aynı noktaya getirdiniz.
“Şu kadar verelim mi, biraz daha mı artıralım?”
Bu tartışmalarla gündemi oyalamayın.
Kimseye iyilik yapmıyorsunuz.
Kimsenin cebine harçlık koymuyorsunuz.
Siz, yıllarca çalışmış, prim ödemiş, bu ülkeye emek vermiş insanların hakkını vermek zorundasınız.
Emekli maaşını gündemden düşürmeyin.
Çünkü mesele rakam değil, adalet meselesidir.
Seçilmişlerin maaşı gayet iyi.
Peki emeklininki neden açlık sınırında?
Bunun adı ekonomi değil,
bunun adı vicdan sınavıdır.