“Abi, oturalım biraz konuşalım.” dediler.
Oturduk.
Çay söyledik. Kahve söyledik. Sohbet başladı. Bir ara saate baktım.
Saatler geçmiş.
Çaylar soğumuş ama masada konuşulanlar hâlâ sıcaktı.
Konu siyasetti.
Daha doğrusu siyasette vefasızlıktı.
Anlatılanları dinledikçe bir kez daha düşündüm:
Siyasette makam mı kalıcı, insan mı?
Çünkü bazıları koltuğa oturunca geçmişini unutuyor.
Sanki o koltuğa kendisinden önce kimse oturmamış…
Sanki o teşkilatı kendisi kurmuş…
Sanki kendisinden önce emek verenler hiç olmamış gibi davranıyor.
Oysa siyaset böyle bir şey değildir.
Bugünün il başkanı, yarının eski il başkanıdır.
Bugünün milletvekili, yarının eski milletvekilidir.
Bugünün yöneticisi, yarının sıradan bir teşkilat mensubudur.
Bugün protokolde oturan, yarın protokol sırasının dışında kalabilir.
Bugün kapıları ardına kadar açılanın, yarın kapısını çalan olmayabilir.
İşte insan tam da bu yüzden makamdayken ölçüsünü kaybetmemeli.
Çünkü makam insanı büyütmez; insan makamı taşır.
Asıl mesele de budur.
Dün senin yanında yürüyen insanı bugün neden görmezden geliyorsun?
Dün omuz omuza mücadele ettiğin insanı bugün neden hatırlamıyorsun?
Dün kapısını çaldığın insanın bugün telefonuna neden çıkmıyorsun?
Bir teşkilat sadece bugün görev yapanlardan oluşmaz.
O teşkilatın geçmişinde alın teri dökenler vardır.
Seçim geceleri sabahlayanlar vardır.
Kapı kapı dolaşanlar vardır.
Maddi manevi fedakârlık yapanlar vardır.
Belki bugün isimleri afişlerde yoktur.
Belki makamları yoktur.
Belki fotoğraf karelerinde görünmüyorlardır.
Ama o teşkilatın hafızasında onların emeği vardır.
Bunu unutmayın.
Çünkü teşkilatın hafızasını silerseniz, teşkilatın ruhunu da kaybedersiniz.
Ben o masada anlatılanların tamamını buraya yazmıyorum.
Yazmaya da gerek yok.
Kim ne söyledi, kim ne yaptı; bunları tek tek anlatmanın da anlamı yok.
Çünkü mesele kişilerden daha büyük.
Mesele bir anlayış meselesidir.
Makamı bulunca eski dostlarını unutan…
Göreve gelince geçmişte kendisine destek verenleri görmezden gelen…
Kendi dönemini her şeyin başlangıcı zanneden bir anlayış, yarın kendisi aynı kapının dışında kaldığında ne hissedecek?
İşte asıl soru budur.
Çünkü bugün sen varsın.
Yarın bir başkası.
Bugün senin telefonun susmuyor.
Yarın belki seni arayan olmayacak.
Bugün senin için kapılar açılıyor.
Yarın belki sen o kapıların önünde bekleyeceksin.
Bugün seni protokole çağırıyorlar.
Yarın belki bir kenarda oturup geçmiş günleri hatırlayacaksın.
O gün geldiğinde sakın şaşırma.
Çünkü siyaset böyledir.
Koltuk değişir, makam değişir, isim değişir.
Değişmeyen tek şey, insanın insan üzerinde bıraktığı izdir.
Bir de sessizce uzaklaşanlar var.
Bence en fazla onlara dikkat etmek gerekiyor.
Ama belki hâlâ gönül bağını tamamen koparmamıştır.
İşte siyaset biraz da o gönlü yeniden kazanabilme sanatıdır.
Sadece yeni insanları yanınıza almakla teşkilat büyümez.
Eski insanları küstürmemekle büyür.
Vefa, seçimden seçime hatırlanacak bir kelime değildir.
Vefa; dün yanında olanı bugün makam sahibi olduğunda unutmamaktır.
Geçmişine sahip çıkmayan, geleceğine güven inşa edemez.
Siyasetçinin asıl imtihanı da makamdayken başlar.
Çünkü insanın gerçek karakteri, kimseye ihtiyacı kalmadığını düşündüğü zaman ortaya çıkar.
O yüzden bugün makam sahibi olanlara küçük bir hatırlatma: Bugün sen, yarın bir başkası…
Bugün yanında duranların kıymetini bil.
Yoksa geriye sadece boş bir koltuk ve unutulmuş isimler kalır.