Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961), Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sağlığında yayımlanmış son romanıdır. Sazyek’e göre; Bu eser, modernist bir roman olarak yabancılaşma sorunsalını irdeler. Bununla birlikte Saatleri Ayarlama Enstitüsü, yabancılaşmayı işleyiş noktasında aynı kulvardaki türdeşlerinden farklı bir özellik taşır. ‘Absürt/ uyumsuzluk tiyatrosu’, 20.yüzyılın başlarında oluşan modernist sanat anlayışının tiyatroya yansımasıdır. Yabancılaşma, birey-toplum/ hayat uyumsuzluğu, absürt tiyatronun başlıca konularıdır. Beklenmedik durumlar, tuhaf olaylar, ürkünç figürler, zıtlıkların birlikteliğinden doğan gülünçlükler gibi ögeler, anılan konuların işlenişinde başatlık taşır ve bütün bunlar genelde grotesk bir yapıyı yaratır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bütün bu ögeleri, yabancılaşma zemininde roman sanatına aktarmasıyla dikkati çekmektedir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, ürkünçlüğe, karşıtlığa, abartıya, absürde dayalı yapısıyla grotesk bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, yabancılaşmayı işleyiş tarzı bakımından ‘absürt tiyatro’nun izlerini taşır. Romanın ilk evresini oluşturan enstitü öncesindeki grotesk ögeler çoğunlukla ürkünç ve gizemli iken enstitü evresinde komik ve absürt bir hâle dönüşür. Tanpınar, bu özgün yapı içerisinde yabancılaşma içindeki bir kişinin macerasını anlatır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün başkişisi Hayri İrdal, tam anlamıyla bir yenik kişidir. O, dışında kaldığı topluma ve hayata kendisi bağlamında sağlıklı; ancak dışarıdan yanlış görülen bir mantığın sorgulayıcı tutumuyla bakar. Bundan dolayı, o genellikle yenilir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bu yönleriyle Türk romanında özgün bir yere sahiptir.

İlk romanı Huzur‟da -figüratif kadro ve bu kadronun temsil ettiği kültürel birikim bakımından- elit bir roman ortamı oluşturmuş olan Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‟nde toplumsal yapının daha alt katmanlarına iner ve Hayri İrdal gibi –Mümtaz’a göre- kültürel donanım itibarıyla daha aşağıda bir kişiyi ele alır. Bununla birlikte İrdal da -yine Mümtaz gibi- toplumun içinde bulunmasına karşılık onunla bütünleşmede sorunları olan bir kişidir.

Gündüz’e göre; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanı, Türk modernleşme projesinin yirminci yüzyılın ilk yarısında Türk toplumu tarafından nasıl algılandığının alegorik bir hicvidir. Modernleşme saplantısı ancak ve ancak Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi çok cılız ve içi boş kurumlar doğurmuştur. Batı kurumlarının, düşüncesinin ve biliminin yüzeysel bir şekilde anlaşılması ve toplumun geçmişten devralması gerektiği kurumları sağlıksız bir şekilde zihninden silip atması Saatleri Ayarlama Enstitüsünü mümkün kılan faktörlerdendir. Bu faktörler Türkiye’nin Batılı ülkelerin neden bu kadar gerisinde kaldığının sebeplerindendir aynı zamanda.

Tecer’e göre; Saatleri Ayarlama Enstitüsü, adından da anlaşılabileceği gibi, zamana ayak uydurmaya yönelik toplumsal ve kurumsal çabaların nasıl komik sonuçlara yol açabileceğinin hicvidir denilebilir. Bir medeniyet değiştirme uğraşına girmiş toplumun geçmişinden getirdiği değerleri bir kenara bırakıp yeni değerler edinmeye çalışırken nasıl bocaladığının ve nasıl kolayca kandırılabildiğinin gülmecesidir Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Ahmet Kutsi Tecer bu romanın konusunun bir “dolandırıcılık olayı” ve “böylesine büyük bir sahtekarlığın nasıl bir çevrede ve ne türden insanlarla gerçekleştiğidir” derken çok yerinde bir gözlemde bulunuyor.

Sazyek’e göre; Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün ana konusu topluma ve bir ölçüde hayata karşı yabancılaşmadır. Bu yönü, eseri, Türk edebiyatında oldukça cılız kalmış bir kulvar olan modernist roman veriminin bir parçası kılar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Fahim Bey ve Biz (1941), Çamlıcadaki Eniştemiz (1944) ve Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952) adlı eserleriyle açtığı bu kulvara Attilâ İlhan’ın Sokaktaki Adam (1953)’ından bir yıl sonra katılır. Kitaplaşmasından iki yıl önce de Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam (1959)’ı yayımlanır. Yabancılaşmayı bu kulvarda çok daha geniş bir bağlamda, derinlikte ve eleştirel bir tutumla irdeleyen Tutunamayanlar (1971) ise on yıl sonra gelecektir. Yabancılaşma, bu romanların ortak konusudur

Karakterler;
Hayri İrdal Romanın ana karakteri. 1895 doğumlu. Dolayısıyla Osmanlı’nın son çöküş yıllarına ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemine tanıklık etmiş bir karakter. Okur bütün olayları ve kişileri onun gözünden görür. Hayri İrdal gerçekçi ve kendine karşı dürüst bir kişi. Anılarını yazarken sık sık kendisiyle de hesaplaşıyor. Olan bitenin sorumluluğunu kendinde arıyor. Örneğin bir yerde kendisini şöyle eleştiriyor: “Bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer… Ben zamana, kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyorum.” Hayri İrdal insanların farkında olmadan geleceklerini hazırladıklarını düşünür. Başına gelenlerin sorumluluğunu kendinde arar. Bir yerde kızı Zehra, Hayri İrdal’ın bu özelliğini yüzüne vurur: “Kendisinden başka herkesi haklı bulan insan kavga eder mi hiç?..” Çevresinde olan bitenler Hayri İrdal’ı sık sık şaşırtır. Yaşanan değişimlere ayak uydurmakta zorlanır.
Muvakkit Nuri Efendi Hayri İrdal’ın yanında küçük yaştayken çıraklık yaptığı saat ustası. Kolay kolay sinirlenmeyen uyumlu bir kişidir. İnsanların, saatlere benzediğini, onlara bu gözle bakılması gerektiği düşüncesinde. Bu saat dükkânında Hayri İrdal birçok yeni insan tanıyor.
Abdüsselâm Bey Eski bir İstanbul beyefendisi. İnsan canlısı. Yirmi otuz odalı bir konakta sevdiklerini yanından ayırmadan yaşıyor. Çevresindekiler onun yakın ilgisinden sıkıldıkları için ve aynı zamanda konağın gelirleri giderek azaldığından birer birer konağı terk etmeye başlıyorlar. Sonuçta Abdüsselâm Bey’in en korktuğu şey başına geliyor, giderek yalnız kalıyor.
Eczacı Aristidi Efendi Abdüsselâm Bey’le beraber simya ile uğraşıyorlar. İlki “bilimsel” formüller peşindeyken, ikincisi dinsel gizlerin işe yarayacağına inanıyor. Altın yapma sevdası Aristidi Efendi’nin sonunu hazırlıyor. Laboratuvarında çıkan yangında ölüyor.
Seyit Lûtfullah Gizemci çevreden bir başka kişi. Yaşamını Kayser Andronikos hazinelerini bulmaya adamış, gizemli seslerin kendisini yönlendirdiğine inanan bir kişi. Bir gün kendisini Mehdi İlan ediyor ve Sinop’a sürgüne gönderiliyor.
Zarife Hayri İrdal’ın halası. Hayri İrdal’ın ailesinin tersine varlıklı ama cimri bir kişi. Hayri İrdal ve babasıyla arası iyi değil. Öldü sanılıp gömülmek üzereyken son anda kurtuluyor. Bu nedenle kendisine “Kefen Yırtan Zarife” adı takılıyor.
Emine Hayri İrdal’ın ilk karısı. Abdüsselâm Bey’in konağında yetişmiş kimsesiz bir kız. Hayri İrdal ile evlenince beraber konakta yaşamaya başlıyorlar. Ahmet ve Zehra’nın annesi. İyi huylu, Hayri İrdal’a destek olan, yoksulluk dönemlerinde evi çekip çeviren birisi. Erken yaşta hastalıktan ölüyor.
Doktor Ramiz Viyana’da psikanaliz eğitimi almış bir psikiyatr. Hayri İrdal, Abdüsselâm Bey’in ölümünden sonra konağa gelen yakınlarının suçlamaları sonucunda önce mahkemeye, sonra da akıl hastanesine Doktor Ramiz’e gönderiliyor. Doktor Ramiz psikanaliz tekniklerini
Hayri İrdal üzerinde deniyor.
Pakize Hayri İrdal’ın ikinci karısı. Sinema düşkünü, hayal dünyasında yaşayan bir kişi.
Cemal Bey Hayri İrdal’ın Türlü İşler Bankasındaki patronu. İspritizma Cemiyetiyle de Hayri İrdal’ı tanıştıran kişi o. Onuruna çok düşkün. Hayri İrdal’ın anlatımıyla, “[h]aysiyeti, zenginin otomobili, generalin yaveri, polisin tabancası, bekçinin düdüğü gibi daima en göze çarpar
yerde idi.”
Selma Hanım Cemal Bey’in karısı. Hayri İrdal, Cemal Bey’in evine getir götür sırasında Selma Hanım’a âşık olur. Saatleri Ayarlama Enstitüsü kurulup Hayri İrdal önemli konuma gelince Selma Hanım kocasından ayrılıp Hayri İrdal ile ilişkiye girer.
Nevzat Hanım Kocasını yitirdikten sonra içine kapanıp ruhlarla birlikte yaşadığını sanan bir karakter. İspritizma Cemiyetine gidiyor. Cemal Bey kendisine âşık.
Madmazel Afroditi Halasının ruhunun kendisine gelecek ile ilgili bilgi verdiğine inanılan bir genç kız. O da İspritizma Cemiyetinden.
Sabriye Hanım İspritizma Cemiyetindeki bir başka kişi. Cemiyet içindeki insan ilişkilerini yakından izleyen ve dedikodusunu yapan bir kişi.
Halit Ayarcı Romanın ikinci ana karakteri. Saatleri Ayarlama Enstitüsünü kuran ve Hayri İrdal’ı Enstitüye bağlayan kişi. Halit Ayarcı’nın öne sürdüğü düşünceler felsefede anti-realizm ve yararcı doğruluk görüşüne karşılık geliyor. Örneğin şöyle diyor Halit Ayarcı: “Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde münasebetimizi tâyin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar? Kendi başına hiçbir mânası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar?” Hayri İrdal’ın şarkıcı olmak isteyen baldızıyla ilgili de şöyle der: “Çirkin, diyorsunuz, binaenaleyh bugünün telâkkilerine göre sempatik demektir. Sesi kötü, diyorsunuz, şu hâlde muhakkak orijinaldir
Ahmet Hayri İrdal’ın ilk karısından olan oğlu. Tıp eğitimi alıyor. Babasındaki değişimi bir tür çürüme olarak değerlendiriyor ve giderek ondan uzaklaşıyor.

Dört bölümden oluşan eserin bölüm başlıkları şöyledir: Büyük Ümitler, Küçük hakikatler, Sabaha doğru, Her mevsimin bir sonu vardır. Hayri İrdal’ın özyaşamöyküsü şeklinde kaleme alınan eser, İrdal’ın çocukluğundan itibaren karşılaştığı durum ve kişileri ironik bir dille anlatır.

Bal’ın ifadeleriyle; Kitabın ilk bölümü olan Büyük Ümitler’de Hayri İrdal’ın çocukluğu ve bu çocukluğun geçtiği çevre anlatılır. Bu çevre başta babası olmak üzere, Seyit Lütfullah, Abdüsselam Bey, Avcı Naşit Bey, Aristidi Efendi gibi ilginç isimlerden oluşur. Bu insanların ortak amacı dağılan servetlerini tekrar oluşturmaktır. Bu anlamda çeşitli simya ve spritüel deneylere girişirler. Bir kısmı müspet –Aristidi Efendi gibi- yaradılışlı olmasına rağmen cıvadan altın yapma fikrine ciddi ciddi umut bağlamışlardır. Fakat bu isimlerden farklı olarak hem hayat felsefesi bakımından hem de duruşu noktasında farklılık arz eden Muvakkit Nuri Efendi romanın en önemli isimlerinden biridir. Nuri Efendi’nin insancıl ve bilge bir yaşamı vardır. Saatleri insan mantığı ve suretinde kabul etmesi olaylar karşısındaki farklılığını ortaya koymaktadır. Hayri İrdal ise bahsettiğimiz çevrenin etkisiyle öğrenimini tamamlayamamış, hayat karşısında cılızlaşmış ve başarısız olmuş biridir.

Romanın Küçük Hakikatler bölümünde Birinci Dünya Savaşı yılları hızla geçilerek, Cumhuriyet’in ilk yılları anlatılır. Savaşa katılıp sağ salim bir şekilde geri dönen İrdal, Abdüsselam Bey’in beslemesi Emine ile evlenir. Bir zaman sonra Zehra adında bir kızları olan İrdal ve eşi, Abdüsselam Bey’in bozulan ruh sağlığının getirdiği bazı olumsuzluklara maruz kalırlar. Abdüsselam Bey’in aldığı borçlara karşılık yazdığı sayısı bilinmeyen vasiyetnameleri alacak verecek davasının ortaya çıkmasına neden olur. Bu bölümdeki en önemli olay, kuşkusuz ki Kaşıkçı elması davasına Hayri İrdal’ın suçsuz yere karışmasıdır. Ruhsal dengesi bozulan ‘rdal, Adli Tıp Kurumuna sevk edilir. Burada Doktor Ramiz’le tanışır.

Romanın Sabaha Doğru adlı üçüncü bölümü en uzun bölümdür. Bu bölümde Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün ortaya çıkışı ve kurumsallaşma süreci anlatılır. Hayri İrdal, işsizlik günlerinde kahvede otururken Doktor Ramiz’in arkadaşı Halit Ayarcı ile tanışır. Ve akşam Büyükdere’de teklif ettiği işi kabul eder. Halit Ayarcı özde modern bir müessese kurmayı hedeflemektedir. İşlevi de şehirde tüm saatlerin doğru ayarlanmasıdır. İrdal, bu kurumun müdür yardımcısıdır. Bununla birlikte tavsiye üzerine ayar istasyonlarında çalışacak birçok eleman alınır. Saat ayarı bozuk olan insanlara yönelik nakdi para cezası uygulaması geliştirilerek Saatleme Bankası kurulur. Kurumun temel dayanak noktası olarak gördüğü tarihte yaşamamış Şeyh Ahmet Zamani Efendi hakkında İrdal bir kitap yazar. Bu kitap basın ve akademik çevreler tarafından çoğunlukla alkışlanırken, bir kısmı tarafından da olumsuz manada eleştirilir.

Her mevsimin Bir Sonu Vardır adlı son bölümde Hayri İrdal’ın saat biçimindeki yeni yönetim binasını projelendirmesini anlatılır. Romanın sonlarına doğru Amerikalı bir heyetin Enstitü’yü ziyaret edip, işlevine yönelik bilgi alması ve işlevsizliğinde karar kılması üzerine Enstitü kapanır. Fakat Ayarcı’nın son bir müdahalesiyle daimi bir feshetme komisyonu kurulur. Yönetim bölümünde çalışan kişiler işlerine geri döner. Roman Halit Ayarcı’nın bilinmeyen bir otomobil kazasında ölümüyle biter.

Birkaç alıntı yapalım;
“Şurada burada tesadüf ettiği yaymacılardan … bozuk saatleri satın alıp ötesini berisini değiştirerek tamir ettikten sonra fakir dostlarına hediye ederdi: ‘Al bakayım şunu! Hele bir zamanına sahip ol…Ondan sonrasına Allah kerimdir!..’ Sözü kendisine dert yananların- fakir olmak şartıyla- çoğuna cevabı idi. Böylece Nuri Efendinin sayesinde zamanına tekrar sahip olan insan sanki darıldığı karısı ile daha kolay barışabilir, çocuğu daha çabuk iyileşirmiş, yahut hemen o gün borçlarından kurtulacakmış gibi sevinirdi. Bunu yaparken iki türlü sevabı işlediğine inandığı muhakkaktı. Bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu.”

“Kendi halinde, hiç kimsenin işine karışmadan, kervanını kaybetmiş bir mekkâre gibi başıboş, dalgın dalgın bir yürüyüşü vardı. Hangi takvimle hareket eder, hangi senenin peşinde koşar, neleri beklemek için birdenbire günlerce durur, sonra ağır, tok, etrafı dolduran sesiyle hangi gizli ve mühim vakayı birdenbire ilân ederdi? Bunu hiç bilmezdik. Çünkü bu bağımsız saat ne ayar, ne ıslah ve tamir kabul ederdi. O başını almış giden, insanlardan tecerrüt halinde yaşayan hususî bir zamandı. Bâzan durup dururken üst üste çalmaya başlardı. Sonra aylarca yalnız rakkasının gidiş gelişiyle kalırdı. Annem onun bu ihtiyarî hallerini hiç iyiye yormazdı. Ona göre bu saat ya bir evliya idi, yahut da onu iyi saatte olsunlar çarpmıştı.”

“Birdenbire içimde çılgın bir kaçma arzusu peydahlandı. Korka korka kapıdan çıktım. Koridorda, geldiğimi tahmin ettiğim tarafa doğru yürüdüm. Ben yürüdükçe çığlıklar artıyordu.
Kendi kendime bu taraf değil dedim. Fakat sesler beni âdeta kendilerine doğru çekiyordu. Yarı açık bir kapının aralığından konuşmalar geliyordu. Başımı şöyle bir uzattım. Bütün vücudum zangır zangır titriyerek geriye çekildim. Hayır, [ölünün vücudunu] daha kapatmamışlardı. Tekrar geriye döndüm. Koşa koşa odaya girdim. Kapıyı kapattım. Sandalyeme büzüldüm."

“Cemal Bey, vaktiyle bana bir kat eski elbise hediye etmişti… Üzerime giydiğimin haftasında sıkı Müslüman terbiyeme, üç çocuk babası olmama, Pakize gibi her cihetle bana üstün bir kadının kocası olmama rağmen, Selma Hanımefendi’ye delicesine âşık oldum. İkinci elbiseyi bana enstitümüzün ilk kuruluş günlerinde o zamanki kıyafetimle müesseseye gelemeyeceğimi düşünen Halit Ayarcı hediye etmişti. Sırtıma daha ilk geçirdiğim günde bütün varlığımın değiştiğini gördüm. Birdenbire ufkum, görüş zaviyem genişledi.”

“Ne yazık ki, bu mazi dönüşünü yapmadan kendimi anlatamam. Ben yıllarca bu adamların arasında, onların rüyaları için yaşadım. Zaman zaman onların kılıklarına girdim, mizaçlarını benimsedim. Hiç farkında olmadan bazen Nuri Efendi, bazen Lütfullah veya Abdüsselam Bey oldum. Onlar benim örneklerim, farkında olmadan yüzümde bulduğum maskelerimdi. Zaman zaman insanların arasına onlardan birisini benimseyerek çıktım.”

Leyla Demirtürk Saatleri Ayarlama Enstitüsünün kuruluş amacının merkezinde farklı bir noktaya değinir; “Saatleri ayarlama üretken toplum yaratmayı ve insanda zaman bilincini geliştirmeyi amaçlarken, bir yandan da insanların geçmişle bağlarını kopararak sadece içinde bulunduğumuz saati ya da vakti, önemsemeye koşullandırır kişiyi. Bu koşullanma, yenilikçi Cumhuriyet döneminde geçmişinden kopuk düşen çağdaşlaşma sürecini işte bu çarpık bürokrasi içinde sunar bize.”

Tanpınar yazınında çok önemli bir yeri olan bu anlatıyı dikkatle ve üzerinde düşünerek okumakta fayda bulunduğu aşikar. Marvel evreninde Örümcek Adamlarla maceralara atılan genç neslimizin Tanpınar Evreni ile de tanışması çok doğru olur inancındayım. Tanpınarı tanıyalım, eserlerini değerlendirelim; entelektüel kişiliğini, sanat birikimini ve nitelikli eserlerini örnek alalım. Nitelikli okumalar dileklerimle…