Cadı, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın 1912 tarihli romanı. Cadılara, hortlaklara, ruh çağırmaya ve büyücülere inanan halkın boş inançlarını eleştiren "Garaip Faturası" adlı dizi içinde yayınlandı. Gürpınar'ın bu türe benzer öteki yapıtları olan Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç ve Gulyabani'de cadılar ve büyücüler ortaya çıkar; tüm bunlar çevresinde güldürücü olaylar ve durumların hepsi bir arada verilir. Sonunda olayların iç yüzü verilerek: cadılara, hortlaklara, ruh çağırmaya ve büyücülere inanan kişilerin gereksiz uğraşlar peşinde oldukları sonucuna varılır.

Servet-i Fünûn, Fecri-i Ati, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Edebiyatı dönemlerinde eser veren Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk edebiyatında egemen olan hiçbir akıma bağlanmamış ve "Halk için sanat" ilkesini benimseyerek Ahmed Midhat Efendi'nin romancılık anlayışını devam ettirmiştir. Gürpınar, bu tutumundan dolayı bazen takdir görmüş bazen de eleştirilmiştir. Türk edebiyatının en üretken sanatçılarından olan yazar, daha çok romanlarıyla tanınmış ve romanları dolayısıyla da çeşitli edebi tartışmalara konu olmuştur.

Roman karakterlerinden dul Naşit Nefi Efendi yeniden evlenmiştir ve evinin yalısında cadılar dolaşmaya başlamıştır. Naşit Nefi Efendi'nin ilk eşi Binnaz Hanım'ın cadı olarak geri döndüğü, Naşit Nefi Efendi ve eşlerine musallat olarak onlara rahat vermediği gibi olaylar zincirinde çıkmaza giren romanda daha sonra yalıda dolaşan cadının komşuları Aramıdil Hanım olduğu anlaşılır. Aramıdil Hanım, Naşit Nefi Efendi'nin eski eşi Binnaz Hanım'a verdiği sözü tutmak için bu yola başvurmuştur. Romanın dili oldukça sadedir. Romanında iç monologlara yer vermiştir ve romanda mektup tekniğini kilit bir nokta olarak sırların açığa çıkarılmasında kullanılmıştır. Ayrıca Gürpınar'ın bu romanını yalın ve basit bulan Şehabettin Süleyman, Rubab dergisinde bu romanı sert bir şekilde eleştirmiştir.

Birkaç alıntı;
“Mesela, farz ediniz ki benim sekiz-on göbekten beri olan büyük annelerim tekrar dünyayı özleyerek hayata geri dönmüşler. (...) Ben bir annemi bile hoşnut edemiyorum. Allah saklasın öyle bir düzine çenesi düşük kocakarıyla sonra ne yaparım? (...) Ölü mezarında gerek. Oradan çıkmaları ne kendileri ne de bizim için iyi değildir. Sonra seçimlere karışırlar. Parlamentoya girerler. Dünyadan namusuyla, şerefiyle gitmiş olan edebiyatçıları, bilgeleri buraya milletvekili gönderirler. O biçarelerin de benzerleri gibi iftiraya uğrayarak adları kirlenir. Bir zamanlar nasılsa kazanmış oldukları ünleri bozulur. (...) Bizim Binnaz’ın açtığı bu çığır iyi bir şey olmaz.”

“Sizin geçirdiğiniz hayat hayal midir, hakikat midir?”

“Hayatımızda hayalle hakikatten birer parça var.”

“Benden sinirlerimin dayanabileceği üzerinde metanet talep etmemelisiniz.”

" Beyin hücrelerinizin bütün duygusal cümbüşlerini fosforla yazılmış aydınlık bir levha gibi okuyordum."

“Akıl ile deliliğin arası sanıldığı kadar uzun bir mesafe değildir.”

“Ceza korkusuyla çekinilen kötülükler,ödül ümidiyle yapılan iyilikler,insanın yaradılışındaki çirkin hayvanlığı gidermiş sayılmaz.”

“Her mahkumiyeti,cehalet doğurduğu gibi her hakimiyeti de ilim sağlar.”

“Bizi hayat uyutuyor ölüm uyandırıyormuş...”

“Özgürlük, eşitlik ve tam bir kardeşlikle mutlu bildiğimiz memleketlerde hükümet, kanun, mahkeme, hapishane, cezalar, idam var. Bunlar niçin var? Çünkü kaldırılırsa insanlar birbirini yer.”

“Dün geçirdiğiniz ömür, bugünkü varlığınıza göre bir "hiç" değil midir? Hep böyle hiçliğe bağlı, günlerin birbiri ardına geçmesiyle birikmiş bütün bir ömrün toplamı da hiçten başka ne olabilir?”

“Her fert, kendinin diğer insanlardan daha akıllı olduğunu iddiaya ve göstermeye yol arar. Bazıları dehalarını makul yollarla başaramayınca dikkatleri çekmek için artist gibi saç bırakır tırnak uzatırlar. Bir satırını anlayamadıkları kitaplara aforozlu eleştiriler yazarlar.”

Serpil Demirkaya, ilgili tartışmalara dair “Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Cadı romanı etrafındaki edebi tartışmalar” isimli bir bilimsel makale kaleme almıştır. Bu makalenin önsözünden; “Cadı romanı etrafında cereyan eden tartışmalar yüzlerce sayfaya ulaşan geniş bir içeriğe sahip olması bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Bu çalışmada Cadı romanı dolayısıyla yazara ne tür eleştiriler yöneltildiği ve bu eleştirilere kendisi ve onu savunan sanatçılar tarafından nasıl cevap verildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Bu çalışmaya konu olan edebi tartışmalar Cadı romanı üzerine başlamıştır. Bu edebi tartışmalar esnasında Gürpınar, onu eleştiren sanatçılar tarafından eserlerinde toplumun her kesimine hitap ettiği için "avam" romancısı olarak nitelendirilmiştir. Yazar, hakkındaki eleştirilere cevap vermek amacıyla iki eser kaleme almıştır. Bu çalışmanın asıl kısmını, Gürpınar'ın Cadı romanı hakkındaki eleştirilere cevap vermek amacıyla yazdığı Zamane Münekkitlerine Cevap: Cadı Çarpıyor ve Şekavet-i Edebiye isimli eserlerinin incelenmesi ve Latin harflerine aktarılması oluşturmaktadır. Tartışmanın sadece Hüseyin Rahmi Gürpınar cephesini göstermek yetersiz olacağı için bu iki eserle birlikte konuyla ilgili yazılmış üç kitap, on bir makale, çeşitli sanatçıların görüşlerine yer veren bir anket ve Abdülhak Hamit Tarhan tarafından yazılan bir şiir de değerlendirilecektir. Gürpınar'ın lehinde ve aleyhinde yazılan bu makale ve kitaplardan yapılan alıntılarla tartışmanın nasıl bir seyir izlediği ve daha çok hangi meselelerin tartışıldığı gösterilmeye çalışılacaktır. Son olarak ise Hüseyin Rahmi Gürpınar'a karşı en ağır eleştirileri yapan Ali Naci Karacan'ın tartışmalar bittikten yirmi beş sene sonra İkdam gazetesinde yazardan özür dilemek maksadıyla yazdığı "Suya Sabuna Dokunmadan Bir Roman Münasebetiyle" adlı yazısına yer verilecektir.” Ben bu makaleyi ilgiyle inceledim. Size de içinde geçen diğer kaynaklara da ulaşarak nitelikli bir “araştırma okuması” yapmanızı öneririm.

Okuması keyifli, heyecanı yerinde, toplumsal eleştirileri doğru olan ve keyifle okuyacağınız bir kitap bu. Hüseyin Rahmi’nin tüm kitapları gibi bu kitabını da okumak programınızda olsun efendim.