Kimse hırsız olduğunu kabul etmiyor ama düzgün işimiz yok.
Kimse rüşvet almadığını söylüyor ama işlerin hiçbirinin adil yürümediği ortada.
Kimse torpil yapmadığını söylüyor ama işe giren herkesin dayısı var.
Kimse yalan söylemediğini iddia ediyor ama kimse kimseye güvenmiyor.

Peki bu çelişki nasıl oluyor?

Bize göre hep başkaları bozuk.
Devlet bozuk.
Siyasetçi bozuk.
Eğitim sistemi bozuk.
Medya bozuk.
Adalet adil değil.

İyi de...
Bu sistemleri biz kurmadık mı? Bu insanları biz seçmedik mi? Bu düzene biz rıza göstermedik mi?

Herkes bir şekilde kandırıldığını, zorlandığını, mecbur bırakıldığını söylüyor.
Kendi yaptığı hatalara şartlar öyleydi diyerek kılıf buluyor.

Yani kimse kötü değil.
Hep bir bahanesi var.
Suçlu Yok, Sorumlu Hiç Yok.

Kendi evini bile yönetemeyen bireyler, sistemden şikayet edip duruyor.
Oysa sistem dediğimiz şey, milyonlarca küçük tercihin sonucu.
Yolsuzluk mu?
Herkes yapıyor, ben de mecbur kaldım.
Torpil mi?
Ben de yıllarca bekledim, bu sefer hakkımdı.
Yalan mı?
Herkes yalan söylüyor, ben en azından zararsız yalan söylüyorum.
Yalakalık mı?
İşine gelen herkes yapıyor.
Dün onun, bugün bunun yanında.
Dün küfrettiğine, bugün kardeşim diyor.

Ve bu kısır döngü yıllarca sürüyor

En büyük cesaret, kendine dürüst bakabilmektir.
Ama biz bu aynadan kaçıyoruz.