Kırşehir’in tam ortasında bir tepe var. O tepenin üzerinde ise bu şehrin yüzyıllardır süren hafızası durur:
KIRŞEHİR KALESİ.
Bu kale sadece taşlardan ibaret değildir.
Kırşehir’in geçmişidir. Hatırasıdır.
Kimliğidir.
Bu şehirde doğan, büyüyen herkesin hayatında mutlaka bir yeri vardır.
Çocukluk gezilerinde, bayram günlerinde, misafirleri gezdirirken ilk gösterilen yerlerden biridir.
Ama bugün o kaleye çıktığınızda insanın içini sızlatan bir manzara ile karşılaşıyorsunuz.
Bakımsızlık…
İlgisizlik…
Sahipsizlik...

Geçtiğimiz gün bir misafirimle birlikte kaleye çıktım.
Amacım Kırşehir’in tarihini göstermekti.
Fakat karşılaştığımız tablo karşısında utandım.
Evet, utandım.
Çünkü bir şehrin simgesi bu kadar sahipsiz bırakılmamalı.
Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar KALE ve çevresi Kırşehir’in kalbiydi.

Esnaf burada ticaret yapar, insanlar burada buluşur, şehir burada yaşardı.
Kırşehir adeta kalenin etrafında büyüdü.
Bugün ise o kalenin çevresine baktığınızda gördüğünüz şey tarih değil; ihmal, ilgisizlik ve beceriksizlik.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu şehrin yöneticileri nerede?
Milletvekilleri nerede?
Belediye yöneticileri nerede?
Yetkililer nerede?
Bu şehrin sahipleri nerede?

Kürsülerde konuşmak kolay.
Fotoğraflarda görünmek kolay.
Programlarda boy göstermek kolay.
Ama bu şehrin tarihine sahip çıkmak kolay değil.
Çünkü tarih sorumluluk ister.
Kırşehir’de neredeyse her hafta bir program yapılıyor. Açılışlar, toplantılar, ziyaretler, fotoğraflar…
Ama bu şehrin en önemli simgesi olan KALE için ortada ciddi bir çalışma gören var mı?
Yok.

Bir şehrin tarihi mirası çürüyorsa bu sadece taşların yıpranması değildir.
Bu aynı zamanda o şehri yönetenlerin önceliklerinin nerede olduğunun da bir göstergesidir.
Tarih konuşmalarla korunmaz.
Fotoğraflarla korunmaz.
Sloganlarla korunmaz.
Tarih iradeyle korunur.
Kırşehir Kalesi sahipsiz değildir.

Bu şehirde yaşayan herkesin o kalenin her karışında bir izi vardır. Ama görünen o ki kaleye sahip çıkması gerekenler bu gerçeği görmek istemiyor.
Anıtkar Yüksek Kurulu mu, ya da hangi kurum ilgileniyor ise getirilip bu tarihi mekandaki terkedilmişlik gösterilmeli.

Artık hiç kimsenin bahanelerin arkasına saklanma lüksü yok.
Bu kale ayağa kaldırılmalı.
Çevresi düzenlenmeli.
Yaşama dönüştürülmeli.
Kırşehir’in tarihine yakışır bir mekan haline getirilmeli.
Çünkü mesele sadece bir kale meselesi değildir.
Mesele bir şehrin onurudur.

Ve bir gün bu şehir mutlaka şu soruyu soracaktır:
Kırşehir Kalesi çürürken siz neredeydiniz?