Bir İlahiyle Yine İkiye Bölündük.

Bir ilahi söylendi, gönüllere dokundu…
Ardından tartışmalar başladı. Bir anda yine ikiye bölündük. Oysa mesele bir kişinin sesi değil; mesele, kutsal olanın ne kadar kolay bir tüketim nesnesine dönüşebildiğidir.

Son günlerde sosyal medyada bir ilahi üzerinden büyük bir tartışma yaşanıyor.

Kimi göklere çıkarıyor, kimi yerin dibine batırıyor.

Bir anda yine ikiye bölündük.
Oysa mesele ne bir kişinin sesi ne de kabiliyeti.
Asıl mesele, manevi hassasiyetlerimizin ne kadar hızlı ve kolay bir şekilde tüketim nesnesine dönüşebildiğidir.

Bir vatandaş çıkar, bir ilahi söyler, gönüllere dokunur.
Samimi bir ses, içten bir niyet… Buna kimsenin itirazı olmaz. Çünkü ilahi dediğimiz şey zaten insanın kalbine dokunmak için vardır.

Fakat iş bununla kalmıyor.
Ardından kurulan sahneler, açılan tezgâhlar, ilgisiz mekânlardan servis edilen görüntüler, bir anda oluşan organize görünürlük ve hızla büyüyen ticari alan…

Bir ilahiyi bile sükûnetle dinleyemez hale geldik.
Hemen taraflara ayrılıyoruz.
Ya göklere çıkarıyoruz ya da acımasızca değersizleştiriyoruz.
İlahi, adından da anlaşılacağı üzere ilahi olana ait bir çağrıdır.
İlahi, reklam ya da popülerliğin malzemesi değildir.
Bu topraklar, gerçek sanatçıları ve gerçek gönül insanlarını bağrından çıkarmıştır.
Onlar çoğu zaman gösterişten uzak durmuş, samimiyetle insanlara dokunmuştur.
Bugün ise bambaşka bir çağdayız.
Hız çağında yaşıyoruz.
Bir gecede parlatıyor.
Bir gecede tüketiyoruz.

Artık manevi değerlerimizi de bu hızın içine bırakmış durumdayız.