Bazı hayatlar vardır, bir insanın ömründen daha fazlasını anlatır.
Bir neslin yaşadığı gurbeti, çektiği hasreti, verdiği emeği, sustuğu acıları ve içinde taşıdığı memleket sevgisini anlatır.
Hasan Özdemir abimin hayatı da böyle bir hayat hikâyesidir.
Gurbet o yıllarda bugünkü gibi değildi.
Ne görüntülü konuşmalar vardı sevdiklerinin yüzünü görmek için, ne birkaç saat içinde memlekete ulaşmak mümkündü.
Bugün bir telefonla anne babanın yüzünü görebiliyor, çocuklarının sesini anında duyabiliyoruz. O yıllarda ise gurbetçi, sevdiklerinin yüzünü görmek için ayları, hatta bazen yılları beklerdi.
Bir mektup gelirdi memleketten…
Bir fotoğraf ulaşırdı…
O fotoğraf defalarca açılır, bakılır, öpülür, sandığın bir köşesinde saklanırdı.
Çünkü gurbet sadece kilometre değildi.
Gurbet, insanın sevdiklerinden uzak kalmasıydı.
Gurbet; ana hasretiydi.
Baba özlemiydi.
Kardeş, akraba, dost, arkadaş, köy ve memleket özlemiydi.
Gurbet; bayram sabahlarında yanında olamadığın annenin elini öpememekti.
Bir yakının düğününde halayına katılamamak, cenazesinde omuz verememekti.
İşte Hasan Özdemir abimin 55 yıllık Almanya hikâyesi de böyle bir gurbetin hikâyesidir.
Hasan abi, ilkokulu bitirdikten sonra sanat sahibi olmak için terziliğe başladı.
Çıraklık…
Kalfalık…
Ustalık…
İğnenin iplikle buluştuğu, kumaşın sabırla şekillendiği yıllar…
O dönemlerde Kırşehir'in Kırşehir'de Kurt beli Yeni yapan köyünün gençlerinin önemli bir bölümü terzilik mesleğine yönelmişti.
Köyün ustaları, akrabaları ve hemşerileri birbirlerine meslek öğretiyor, gençler de aynı sanatın içinde yetişiyordu.
Hasan abi de bu geleneğin içinde yetişti.
Askerlik dönüşü Uzun Çarşı'da kendi terzi dükkânını açtı.
Gençliğini verdiği, alın terini döktüğü, hayaller kurduğu bir dükkânı vardı artık.
Fakat hayat bazen insanın kurduğu planların dışına çıkar.
O yıllarda Avrupa'ya, özellikle Almanya'ya işçi göçü başlamıştı.
Ekmek parası için insanlar memleketlerinden ayrılıyor, bilmedikleri ülkelere doğru yola çıkıyordu.
Hasan abimin de yolu Almanya'ya, Biedenkopf ve Dautphetal taraflarına düştü.
Terzilik dükkânını kapattı.
Gençliğini verdiği mesleğini geride bıraktı.
Ve hayatının yeni sayfasını “acı vatan” Almanya'da açtı.
Hasan abi gençlik yıllarını Almanya'nın fabrikalarında geçirdi.
Gündüzleri fabrikaların gürültüsü arasında ekmeğinin peşinden koştu.
Akşam olduğunda ise yüreğinde başka bir ses vardı:
Memleketin sesi…
Kırşehir'in sesi…
Ana babasının sesi…
Çocukluk arkadaşlarının sesi…
Nice bayramlar memleketten uzakta geçti.
Nice düğünlere yetişemedi.
Nice cenazelerde sevdiklerinin yanında olamadı.
Bir gurbetçinin hayatında takvim yaprakları sadece zamanı göstermez.
Her yaprak, memlekette kaçırılan bir günü de hatırlatır.
Bir bayram daha geçti…
Bir düğün daha oldu…
Bir cenaze daha kalktı…
Bir çocuk daha büyüdü…
Bir anne daha yaşlandı…
Bir baba daha yaşlandı…
Ve gurbetçi bütün bunları uzaktan izlemek zorunda kaldı.
Bazen yalnızlığını içine gömdü.
Bazen aynı kaderi paylaşan Biedenkopf ve Dautphetal gurbetçilerle bir bardak çayın etrafında memleket sohbetlerine sığındı.
Kırşehir konuşuldu.
Köyler konuşuldu.
Akrabalar konuşuldu.
Kim nerede, kim evlendi, kimin çocuğu oldu, kim vefat etti…
Çünkü gurbetçinin sohbeti de memlekettir.
Hasan abi eşini Almanya götürdü.
Çocukları dünyaya geldi.
Çocukları Almanya'da büyüdü.
Onların çocukluğu, gençliği ve hayatı artık Almanya ile şekilleniyordu.
Hasan abi ise yıllar geçtikçe iki ülke arasında değil, adeta iki hayat arasında kaldı.
Bir tarafta çocukları, torunları, dostları ve yıllarını geçirdiği Biedenkopf ve Dautphetal Almanya…
Diğer tarafta baba ocağı, çukur çayır mahallesi, Kırşehir, çocukluğu ve hiç dinmeyen memleket özlemi…
İnsan yaşlandıkça memleket sevgisinin daha da büyüdüğünü söylerler.
Hasan abi de emekli olduğunda belki artık dönerim diye düşündü.
“Bir gün memlekete dönerim…”
Ama o bir gün, her yıl başka bir yıla kaldı.
Çünkü çocuklar büyümüştü.
Torunlar dünyaya gelmişti.
Hayat orada kurulmuştu.
Gençliği Almanya'da geçmişti.
Dostları, akranları, yarenleri oradaydı.
Biedenkopf ve Dautphetal artık sadece yaşadığı yer değildi.
Ömrünün bir parçası olmuştu.
Hasan abi orada da sevildi.
Saygı gördü.
Gönlü zengin bir insandı.
Eli açıktı.
İnsanlara karşı sevgisi, hoşgörüsü ve yardımseverliği vardı.
Yaşlısı, genci onu sevdi.
Herkesin gönlünde ayrı bir yeri oldu.
Çünkü insanın memleketi yalnızca doğduğu yer değildir.
İnsanın yaşadığı yerde bıraktığı iz de onun memleketidir.
Hasan abi Biedenkopf ve Dautphetal'de 55 yıl geçirirken orada da kendi mahallesini, kendi dost çevresini, kendi gönül dünyasını oluşturdu.
Ama insanın içinde bazı kapılar vardır.
Ne kadar zaman geçerse geçsin kapanmaz.
Hasan abimin içinde de Kırşehir'e açılan bir kapı hep açık kaldı.
Ve hayatın değişmez gerçeği…
Her canlının ölümü tadacağı gibi Hasan abi de bu dünyadan göçtü.
Geride çocuklarını, torunlarını, dostlarını, sevenlerini ve güzel hatıralarını bıraktı.
Ama aslında geride bıraktığı sadece bunlar değildi.
Çalışkanlığını bıraktı.
Sabırla geçen bir ömrü bıraktı.
Vefayı bıraktı.
Dostluğu bıraktı.
İnsan sevgisini bıraktı.
Ve belki de en önemlisi, bizlere bir gurbetçinin hayatının ne demek olduğunu anlattı.
Onun hayatı bize bir gerçeği daha hatırlatıyor:
Avrupa'ya giden ilk nesil gurbetçiler sadece çalışmaya gitmediler.
Onlar hayatlarının en güzel yıllarını aileleri için, çocukları için, gelecekleri için feda ettiler.
Hasretlerini yüreklerine gömdüler.
Gözyaşlarını çoğu zaman kimseye göstermediler.
Biriktirdikleri paranın yanında biriktirdikleri özlemler de vardı.
Çocukları için gelecek kurarken kendi gençliklerinden vazgeçtiler.
Ve yıllar sonra geriye dönüp baktıklarında, hayatlarının büyük bölümünün gurbet yollarında geçtiğini gördüler.
Gurbetin acı tarafını anlatan çok söz vardır.
Ama belki de en anlamlısı şudur: “Uçağın koltuğunda gidersin, bagajında dönersin.”
İnsan gurbet yoluna genç gider.
Elinde bir bavul, cebinde birkaç umut, yüreğinde büyük hayaller…
Yıllar geçer.
Saçlar dökülür var olanlar ağarır.
Yüzde çizgiler oluşur.
Çocuklar büyür.
Torunlar dünyaya gelir.
Dostların azalır.
Anne baba göçer.
Mahalle değişir.
Memleket değişir.
Ve bir gün insan, o yıllar önce çıktığı yolun sonuna gelir.
Hasan Özdemir abimin 55 yıllık gurbet hikâyesi işte böyle bir hikâyedir.
Bir terzinin iğne ve iplikle başlayan hayatı, Almanya fabrikalarında geçen 55 yıla uzandı.
Ama o yıllar boyunca yüreğinde hep aynı yer vardı:
Kırşehir…
Baba ocağı…
Memleket…
Sıla…
Gurbet insana çok şey öğretir.
Ama en çok da şunu öğretir:
İnsan nerede yaşarsa yaşasın, gönlünün bir köşesinde mutlaka doğduğu toprakların kokusunu taşır.
Hasan Özdemir abimin ardından geriye kalan da işte bu güzel hatıradır.
Allah rahmet eylesin.
Mekânı cennet, toprağı bol olsun.
Çocuklarına, torunlarına, kardeşlerine, akrabalarına ve bütün sevenlerine sabır versin.
Bir ömür geçti…
55 yıl gurbet elde geçti.
Ama insanın gönlündeki memleket sevgisi hiç bitmedi.
Çünkü bazı insanlar bu dünyadan göçer…
Ama hikâyeleri, hatıraları ve bıraktıkları güzel izler yaşamaya devam eder.
HASAN ÖZDEMİR ABİMİN GURBETTE GEÇEN 55 YIL HİKÂYESİ
Zafer Çam
Yorumlar
Trend Haberler
Kırşehir İş Dünyasının Acı Günü!
Ahi Evran Proje Anadolu Lisesi’nden YKS başarısı
Gürler ailesinin acı günü
3 aydır yoğun bakımdaydı, hayatını kaybetti!
Kırşehirli gurbetçi son yolculuğuna uğurlanacak
Kırşehir'de Mevlüdiye Akdoğan Son Yolculuğuna Uğurlanacak
KIRŞEHİR’DE YENİ HASTANENİN İSMİ NE OLSUN?
Ankete Katıl
Özel Haber
Basın İlan Kurumu