Toplum alıştırılarak çürütülüyor.
Gündüz saatlerinde ekranlara bakın.
Bir zamanlar özel dediğimiz ne varsa, şimdi aleni bir gösterinin malzemesi.
Aile içi kavgalar.
İhanet iddiaları.
Kişisel dramlar…
Hepsi reyting uğruna didik didik ediliyor.
Üstelik çoğu zaman doğruluğu bile tartışmalı iddialar, milyonların önüne hiçbir süzgeçten geçirilmeden servis ediliyor.
Bu bir yayıncılık faaliyeti değil, bu düpedüz teşhir düzenidir.
Sorun yalnızca neyin gösterildiği değil.
Asıl mesele, bunun nasıl sıradanlaştırıldığı.
Her gün tekrar edilen bu içerikler, izleyicinin vicdanını törpülüyor.
Başkalarının acılarına duyulan rahatsızlık, yerini meraka bırakıyor.
Mahremiyet, artık korunması gereken bir değer değil, tüketilecek bir malzeme haline geliyor.
Televizyon kanalları reytingin arkasına saklanıyor.
İzleniyor bahanesiyle bu proğramlar meşrulaştırılıyor.
Aynı yozlaşma dizilerde de karşımıza çıkıyor.
Şiddetin, entrikanın ve ahlaki çöküşün merkezde olduğu yapımlar, gerçek hayat bahanesiyle sunuluyor.
Oysa bu içerikler, gerçeği yansıtmaktan çok, yeni bir gerçeklik inşa ediyor.
İnsanlara fark ettirmeden normalin sınırlarını değiştiriyor.
Ve biz, buna alışıyoruz.
Denetim mekanizmaları ya yetersiz ya da etkisiz.
Ahlaki yayıncılık ilkeleri ise kâğıt üzerinde kalmış durumda.
Bu içerikler özellikle çocukların ve gençlerin zihninde bıraktığı izlerin telafisi yok.
Yayına girmeden önce içeriklerin ahlaki süzgeçten geçirilmesi şart.
Günümüzde dizi ve sabah kuşağından daha tehlikeli sosyal medya proğramları var, onlar da başka bir alem.
Ne izlenirse, o çoğalır.
Eğer biz bu teşhir düzenini izlemeye devam edersek, yarın daha ağırını izlemek zorunda kalırız.
Sırtımızı dönersek, ekran da kendine çeki düzen vermek zorunda kalır.