İnfak, bütün çeşitleriyle, kişinin hem dünyevi hem de uhrevi saadetinin ve güvenliğinin garantisi hükmündedir. Kişinin ana-babası, akrabaları, yoksullar, çaresizler, yetimler, yolda kalmışlar ve mahrum olanlara için yaptığı her türlü ihsan ve infak Yüce Allah’ın rahmetini celbeder, hikmetten nasibi de ziyadeleşir. Başka insanların görmediği, farkına varmadığı birçok şeyin farkına varmaya başlar. Gözleri ibret nazarıyla bakar hale gelir. Müminlere ısrarla emredilen ibadetlerin başında namaz ve infak gelir. İbrahim suresinde şöyle buyurulur:

“ Mümin kullarıma namazı ikame etmelerini, dostluğun ve alış-verişin geçmeyeceği bir gün gelmeden kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli veya aleni bir şekilde infak etmelerini söyle”(İbrahim-31).

Dünyadaki mevcudiyetinin sebebi hikmetini vahiyden öğrenen, ahireti kazanma şuuru olan bir Mümin, orada geçer akçe ne ise onu biriktirme peşinde olur. Yüce Rabbimiz ahiret pazarında kıymetli olan amelleri Beled ve Fecr surelerinde şöyle haber veriyor: “Hayır, siz yetime ikram etmiyorsunuz. Miskini doyurmayı teşvik de etmiyorsunuz. Miras malını biriktirerek yemeyi seviyorsunuz.” ( Fecr:17-24).

“Sarp yokuşu aşmaya girişmedi. Sarp yokuşun(akabe) ne olduğunu bilir misin? Bir köleyi azad etmektir. Veya kıtlık günlerinde akrabası olan yetimi ya da çaresiz kalmış bir yoksulu doyurmaktır. Sonra da birbirlerine sabrı tavsiye eden, merhameti öğütleyen kişilerden olmaktır” (Beled:11-17).

Allah’a imanın takviyesi infakla kolaylaşır. Bakara suresinde şöyle buyurulmaktadır: “Mallarını Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve kalplerinde olan imanı sağlamlaştırmak için infak edenlerin misali küçük bir tepede bulunan, üzerine sağanak yağmur yağan, bundan dolayı da iki kat ürün veren bahçeye benzer. Sağanak yağış olmasa bile küçük bir çisenti ile bile ürün verir. Allah yaptıklarınızı görmektedir” (Bakara-265).

Salih ameller-özellikle namaz ve infak- imanın artmasını ve takviyesini sağlar. İman ağacının meyve vermesi için ihlas, takva, haşyet, itmi’nan, sekinet şarttır. Bu merhaleyi aşan Müminin derununda, kalbinde muhabbet teşekkül eder. Muhabbetin makarrı ise akıl değil, kalptir. Kalp aynı zamanda hissiyatın menbaıdır. Akıl da bu hissiyatı kontrol eden bir idareci gibidir.

Dünya hayatında birçok iş yapıyoruz, faaliyette bulunuyoruz. Bunların bir kısmı hayırlı bir kısmı ise hicap edilecek türden. Hayır namına işlediğimiz her ameli kıyamet günü göz aydınlığı ile karşılarken hicap edeceğimiz amellerimizin ilan edilmesinden kaçacağız. Şu halde Kıyamet Gününün dehşetinden gözlerin yuvalarından fırlayacağı o anda görünce mutlu olacağımız, huzur bulacağımız, sevineceğimiz salih ameller işlemenin gayretinde olmamız lazım gelmez mi? “Herkesin yaptığı iyiliği de kötülüğü de önüne konmuş olarak bulacağı o gün (insan) ister ki kendisi ile kötü amellerinin arasında uzun mesafeler bulunsun. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Allah kullarına karşı çok şefkatlidir” ( Ali-İmran-30).

Namazı terk etmek aşama aşama insanı ebedi bir azaba götürecek bir yolun başlangıcıdır. Cehenneme giren insanların muhaverelerinden hangi sebeple böyle bir tecziyeye müstahak oldukları Kur’an-ı Kerim’de şöyle tasvir ediliyor: “ Cehennemliklere sorarlar:’ Sizi Cehenneme sürükleyen nedir?’ . ‘ Biz, namaz kılanlardan değildik. Miskinlere bakmazdık. Dünyada dalan gafillerle birlikte dalmıştık. Biz, ahiret hesabını da yalanlıyorduk ki ölüm bize gelip çattı”.

İnfak öyle mübarek bir salih ameldir ki Şeytan’ın hedef tahtasında yer almaktadır. Şeytan, bu amelin çok güzel meyveler vereceğini iyi bildiği için kişiyi -aynen- namazı ikame etmekten uzaklaştırmaya çalıştığı gibi bu amelden de uzaklaştırmak için mütemadiyen vesvese verir: “Şeytan, size sürekli olarak( infaktan kaçındırmak amacıyla) fakirliği va’deder. Fuhşiyyatı emreder. Allah ise size kendinden bir mağfiret ve lütuf va’deder. Allah her şeyi ihata etmekte ve her şeyi çok iyi bilmektedir” ( Bakara-268).

Şeytan, insandaki mal biriktirme, zengin olma hırsını sürekli dürterek canlı tutarken infak edince fakirleşeceği korkusunu telkin eder. Bu tuzaktan kurtulmanın yolu bütün varlığımızın -haddi zatında- Allah’ın ihsanı ve ikramı, bize emaneti olduğunu düşünmekten, biz infakta bulundukça, mallarımızın ve sahip olduğumuz bütün imkânların gerçek sahibi olan Yüce Allah’ın bize hem bu dünyada hem de ahiret hayatında kat be kat ödeyeceğine inanmaktan geçer. Şeytan, insanı nasıl idlal edeceğini, nasıl iğvaya maruz bırakacağını iyi bildiği için fakirliği bir vesvese olarak zihne ve kalbe atarken fuhşiyyatı icbar edecek tarzda emreder. Yani, günümüz dünyasında Medya organları, dernekler, sosyal gruplar, cari eğitim ve popüler kültür vasıtasıyla çıplaklık, ahlaksızlık, sapık cinsiyet tercihleri, fuhuş gibi toplumu ifsad eden haramları yaygınlaştırır. Bunu yaparken sadece vesvese seviyesinde kalmaz, toplumda fasit örf haline gelmesi hasebiyle adeta emreder.

( Devam edeceğiz inşallah…)