Biliyorsunuz ki roman ve öykülere ek olarak sevgi ve mutluluk üzerine de bilimsel ve felsefi kitaplar okuyorum. Schopenhauer benim çok sevdiğim filozoflardan biri. Aşkın Metafiziği isimli kitabını Sevgi dersimde ana ders kaynaklarından biri olarak kullanmıştım. Hayatın Anlamı, Aşka ve Kadınlara Dair, Bilmek ve İstemek, Okumaya ve Okumuşlara Dair isimli kitaplarını daha önce okumuştum. Mutluluk üzerine verdiği hayat kurallarını içeren Mutlu Olma Sanatı ise bu sırada okuyabildiğim bir çalışması oldu. Hayat ve mutluluk üzerine sürekli düşünmek, okumak, öğrenmek, tartışmak (bence) herkesin kendine karşı önemli bir görevi. Bu anlamda okuduklarımı sizlerle paylaşmak ve kazanım sağladığım kaynakları önermek de benim vazifelerimden biri. O halde haydi yazarı, felsefesini ve bize söylediklerinden bir kısmını görelim…

Arthur Schopenhauer (1788-1860), Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir. Dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkat çekmiştir. Ayrıca Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.

Felsefesi ile ilgili wikipedi bilgileri şöyle; Schopenhauer, Platon'un ve Immanuel Kant'ın etkisinde idealizmin teorisini kendince anladığı boyutunda temsil ederken, bu genel bakışı subjektif idealizmin sınırlarından taşıramamış ve Hegel'in felsefesini de reddetmiştir. Hegel, Schelling ve Fichte'ye ve daha sonrasında kendisini fikirlerinden dolayı öven Schleiermacher'e karşı etkileyici polemikler yazmaktan çekinmemiştir.

Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da esas olarak budur. İnsan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin emrine boyun eğerek acı ve kederden kısmen kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer'ın düşüncelerinin belirli ölçüde, kaderciliğin ağır bastığı doğu felsefelerine yakınlaştığı söylenebilir.

Schopenhauer'a göre; birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır. Schopenhauer, görünen dünyanın ardında yatan esas gerçekliğin istenç olduğunu ileri sürdü. Schopenhauer'a göre bu istenç akılsız, bilinçsiz bir öze sahipti ve kendisini fenomenler dünyasında gösteriyordu. Bütün görünenlerin kaynağıydı. İnsan bedeni de onun eseriydi. Aklın denetiminde olmayan bu istenç, insanları parmağında oynatıyor ve geçici tatminlerle veya ulaşılamayan hayallerle, insanı hiçbir zaman dışına çıkamayacağı bir bıkkınlık ve acı döngüsüne sokuyordu. Ona göre; bu anlamsız, boş, acıyla dolu ve kötü hayattan kaçınmanın tek yolu vardı: İstencimizi öldürmek! Bu onu Hinduizm, Budizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu olabildiğince arttırmayı değil, acılarımızı olabildiğince azaltmayı öneren bir yaşam şeklini önermeye yöneltti. Felsefesi, aklın (rasyonalizm) temele oturtulduğu felsefe tarihinde yeni bir bakış açısı anlamına geliyordu ve psikoloji, psikanaliz, müzik, edebiyat gibi entelektüel ve sanatsal alanlarda büyük etki gösterdi.

İrade kavramı ile içgüdüsel bir anlatıyı ifade etmiştir. İrade kavramı fiziksel ve sosyal yapımızı şekillendiren bir durum gibi gözükse de doğadan, özümüzden gelen bir enerjidir. Bu enerji yaşamı, toplumsalı, adaletsizliği döngüsel olarak sürdüren güçtür. İnsan bu enerjiden kaçamaz, içseldir ve doğanın bir parçası olan insan yaşarken aslında cinsel ve yaşamsal enerjisiyle bir yeni anlamlandırmalar silsilesi ile İrade'ye hizmet eder. İrade; yaşamı sağlayan bir enerjidir.

İnsanın kontrolsüz biçimde irade içinde hareketi; uygarlıkları, acıları ve kötülüğü doğurmuştur. Çünkü irade hep ister, yaşam için talep eder. Birey, iradenin kontrolündeki yaşamda sorunsalın içinde iradenin karşısına merhamet ve acı duygusunu koyarak bir nebze de olsa dışına çıkabilir ve birey olarak kendini gerçekleştirebilir.

Dünyanın düzenini sağlayan bu idea ve doğa fenomenleri bütünün enerjinin dışına çıkmak insana acı verir. Güçlü bir münzevi yaşam gücü ve karşı direnç ile gerçeğin karşısında yaşanılabilir.

Schopenhauer'ı ayıran iki entelektüel miras vardı; anlamak ve anlayış. Anlayış (akıl), kavramsal olarak düşünme becerisini yani kavrama bakış açısını getirirken kavram da tasarımsal olarak tüm kavramsal yaklaşımlar içinde karşılaştırma boyutunda anlaşılma bakımından ortaya çıkıyordu. Anlamak ise buna karşı duran tanımlanamayan değerlendirmelerin görülenidir. Yani öyleyse, ne kadar çabuk veya gücünce tanınmaya çalışılan bir kimse ki sesi kalmıştır, hangi açıyla mızrağını hedefine fırlatmıştır, hedefine ulaşmak zorundadır. Anlamak bütün hayvanlar için ortak bir özellik olsa da anlayış insanın dışavurumu olan bir özelliktir. Bu yönelim, Kant ve beraberindeki idealistleri anlamak ve anlayış üzerine geliştirdikleri teoremlerin tartışmalı boyutunda her şeye rağmen Schopenhauer'dır.

Kitabın arka kapak yazısı; “Mutlu olmak, mutlu yaşamak mümkün müdür? Schopenhauer'in radikal kötümserliği, onun felsefesini mutluluk düşüncesiyle bağdaştırma girişimlerini daha doğmadan boğar. Schopenhauer'e göre yaratıkların en mutsuzu insandır ve her türlü oluşun kaynağı olan irade, dünyadaki bütün kötülüklerin çıkış noktasıdır. Dünya kötü bir yerdir ve kötülüğünün en belirleyici yönü, acı ve mutsuzluğun her yerde hazır ve nazır oluşudur. Mutlu Olma Sanatı, iyimser dünya görüşüne karşı çıkan ve yaşadığımız dünyayı olası dünyaların en kötüsü sayan Schopenhauer'den umulmadık bir kılavuz. Adını felsefe tarihine kötümser olarak yazdıran filozofun bu küçük kitabı, mutluluğa ulaşma çabası olarak hayata dair pratik bir felsefeyi de olanaklı kılıyor” diyor.

Birkaç alıntı;
“Kötülükten kurtulmak isteyen, her zaman ne istediğini bilir; sahip olduğundan daha iyisini isteyen bakarkördür.”

“Hiçbir şey kıskançlık kadar uzlaşmasız ve acımasız değildir.”

“Kendimizi sürekli pozitif olmaya zorlarsak yaşamdaki sorunlarımızı inkâr ederiz. Böylelikle onları çözme ve daha mutlu olma şansımızı da yitiririz. Sorunlar hayatımıza anlam ve önem katar. Sorunları yok saymak (sözde hoş olsa da) anlamsız bir varoluş demektir.”

“Yaşlı ya da genç, iyiyi kötüden ayırabilecek yaşa geldikten sonra her insanın kendi istediklerini seçmeye ve isterse kusurlarıyla yaşamaya hakkı vardır.”

“Hayat planlarımızda en sık, hatta neredeyse zorunlu olarak dikkate almadığımız ve hiç hesaba katmadığımız şey, zamanın bizzat bizde meydana getirdiği değişimlerdir. Elde ettiğimizde artık bize uygun olmayacak şeyler için didinip durmamız ya da bir işin farkına varmadan gücümüzü çalan hazırlık çalışmalarıyla yıllarımızı harcamamız bundandır.”

“İnsanın çabalarının rehberi hayal gücünün imgeleri değil kavramlar olmalıdır.”

“İnsan olası mutlu rastlantıları ve bunların sonuçlarını hayalinde canlandırsa gerçekliği daha zevksiz hale getirir, boş hayaller kurar ve sonra da hayal kırıklığı yaşayarak bunları pahalıya öder.”

“Çok mutsuz olmamanın en güvenli yolu çok mutlu olmayı istememek, yani zevk, mülk, paye, onur vb. talepleri ölçülü bir düzeye indirmektir.”

“Aptallıkların en büyüğü, sağlığını feda etmektir, her ne için olursa olsun: İş için, eğitim için, şöhret için, terfi için, şehvet ve anlık zevkler için. Tersine: Ne var ne yoksa, her zaman sağlığın ardından gelmelidir.”

“Gençken mutluluk hedefimiz, çoğu kez ömrümüzün tamamı ya da yarısı boyunca hayalini kurduğumuz ama aslında şakacı hayaletlerden ibaret olan birkaç imge biçiminde sabit kalır.”

Mutluluğu arama yolculuğumuzda bu kitap faydalı tespit ve önerilerle dolu. Katıldığınız yada katılmadığınız görüşler olabilir. Bir bütün içinde değerlendirmeniz için güzel bir fırsat. Bol okumalı, bol felsefeli günler dileklerimle…