Bugün ki gençlerin istisnalar hariç pek çoğu için eğitim; sıfır pratik beceri, koskoca bir ömür kaybı ve bitmek bilmeyen yükten başka birşey değil gibi olmaya başladı.

Çocuklarımızın kıymetli yıllarını teorik kuru kalabalıklarla heba etmekten vazgeçemedik.

Ortaokuldan itibaren onlara çivi çakmayı, sebze dikmeyi, yüzmeyi, drone'u ustalıkla yönetmeyi, doyurucu yemekler yapmayı, sanat veya meslek öğretmeyi görev edinemedik.

Eğitim sistemini gerçek dünyaya hazırlayan, pratik beceriler odaklı okullar haline getiremedik.

Uygulamalı eğitimi önceleyen eğitmenlik sistemine geçemedik.

Yirmi beş, otuz yaşında eğitim hayatını nihayet tamamlayıp iş bulamayan birinin topluma sunabileceği nedir?

Etrafımız hiçbir şey üretmeyen, üretmek için en ufak bir arzu taşımayan, sadece sınırsız tüketim ve anlık haz peşinde koşan bir nesille doldu.

Bunlar idealden, hedeften, gelecek kaygısından yoksun, anne babaları hasta eden kanser hücreleri gibi yayılmaya başladı.

Üniversite bitirip iş bulamayan gençlik, çaresizlik sonucu kafeterya dolduran, hazır para yiyen, sapkınlığın, alkol belasının, madde bağımlılığının önünü açan zeminlere doğru ilerliyor.

Pek çok öğrencinin Okula sadece ayakkabıları gidiyor.

Liselerde zihinler değil, sıralar dolduruluyor.

Zorlamaya gerek yok.

Okumaya niyeti olmayan öğrenciler için Okullar, oyalama merkezi olmaya başladı.

Ülkemizin sadece beyaz yakalıya değil nitelikli ustalara, usta başına, kalfaya, çırağa, sanatkarlara da ihtiyacı var.

Zorunlu eğitim, sorunlu eğitim olmaya başladı.

Son yıllarda bunun olumsuz sonuçlarını daha da çok görmeye başladık.