Vakit epey ilerlemişti " harç bitti binaya paydos" dedi amcam etrafı toparladım ve kapıyı kilitleyip çıktık.

" Bak oğul sen bana kardeş emaneti ve yadigarısın sen bu gelenlere ne dersin " , diye yolda giderken bana Elif'e görücü gelenleri sordu ; boğazıma bir yumruk , göğsüme bir hançer saplanmıştı sanki, " ne deyim amca siz bilirsiniz " diyebildim.

Akşam olmuş misafirler gelmişti , ben gitmemiştim , yaklaşık bir iki saat oturdular , sesleri neşeliydi ..

Sabaha kadar uyuyamadım , erkenden işe gittim , amcam geldi " hayırdır oğlum " dedi bende " birşey yok amca " dedim , akşama kadar çalıştım ..

Birkaç gün böyle geçti ve yine geldiler , anlaşılan Elif'i vermişlerdi ...

Zaten bir rüya idi benim ki , Elif kim ben kim diye düşünüyordum , Elif yanıma geldi ve yanıma oturdu , kuşlar ağaçların üzerinde ötüşüyordu , Elif biraz bunları dinledi ve " bana hak vermen lazım , bende istemiyorum ama elimden ne gelir ki , biliyorum bana kızıyorsun , küsüyorsun " dedi , biraz durdum ve " haklısın özür dilerim sana mutlu olmanı dilerim " diyerek bahçeden çıktım , arkamdan ağlayan bir çift göz kalmıştı sadece...

Geriye bakmadan Ankara Caddesi denilen yoldan ,yürümeye başladım bir taraftanda yoldaki taşlara vuruyordum , bu yol Özbağından geliyordu , tek tük insanlar , faytonlar ve at arabaları geçiyordu , askerlik şubesi önünden geçip yıkılan eski valilik binasının arkasından , şimdiki müftülüğün önünden Kapıcı Camisine indim , bu yol çok dar ve mahalle aralarından geçtiği içinde bol miktarda virajı vardı , kafam o kadar dalgındı ki neredeyse bu virajlardan birinde az daha bir faytonun altında kalıyordum ...

Şimdiki Kültür Müdürlüğü'nün arka kısmında Ahievran su değirmeni vardı ve su , ırmaktan ayrılan dar bir bent ile Emniyet Müdürlüğü'nün arkasındaki yolun olduğu yerden akarak değirmene gelirdi , bazen bu değirmene gelir suyun değirmeni döndürmesini seyrederdim , yanıma iki kişi geldi kendi aralarında konuşuyorlardı , Almanya işçi alıyormuş yazılıp gideceklermiş , o an kafama yazdım bu işi ve onlara sordum " bende gidebilirmiyim Almanya'ya ", uzun boylu olan " hemşerim biz şimdi yazılmaya gidiyoruz istersen sende gel " dedi ...

Kayıt işlemleri bitince eve döndüm amcam " nerede kaldın " dedi , dolaştığımı söyledim.

Derken beklediğim haber geldi Almanya iznim çıkmıştı , gelen pusula ile amcamın yanına gittim durumu anlattım , amcam elindeki bakır tavayı bıraktı biraz düşündü ve " neden ?" dedi , bende " belki böylesi hayırlıdır hakkını helal et amca " diyebildim ve gözyaşlarımızı birbirimizden sakladık...

Ayrılık günü çatmıştı elime aldığım tahta bavulla otobüse binerken ne bilirdim ki amcamı son görüşüm olacağını..

" Hakkını helal et Yaşar abi" demişti Elif , sadece el salladım " sen helal et asıl çok emeğin var bende " dedim , ağır ağır yola düştü otobüs , kâh lastik patladı , kâh su ka kaynattı eski otobüs...

Kiminin kafası dalgın , kimi neşeli , kimi arkasında bıraktığı ailesini düşünüyor velhasıl herkesin bir derdi vardı , zaten dertleri olmasa düşürlermiydi gurbet yoluna , bırakırlarmıydı en değerlilerini arkalarında ..

Aç susuz düştük tren garına kocaaa gar kimi tahta bavula yatmış uyuyor, kimi tütün sarmış içiyor , kimi geziniyor , memleketin her yerinden insanlar var , gözümüz az insana alışkın olduğu için bu bir garip geldi bana , gece üç gibi tren büyük bir gürültü ve dumanla geldi , herkes acele ile biniyordu , burada kalma gidememe korkusu ortalığı birbirine katmaya yetmişti bile , adeta balık istifi bindik trene , ağır ağır etrafı dumana vererek hareket etti koca makina.

Yol çok uzundu , içeri bayağı bir havasız kalmıştı , en büyük dertte tuvalet sorunuydu , altına yapanlar bile vardı ..

Tren gecenin karanlığını yara yara gidiyordu , şu koca dünyada kimsem kalmamıştı , ne ana , ne baba nede emmi-dayı , demek ki bizim kaderde böyleymiş...

Derken bir ses ortalığı adeta dinlendirdi..

Gurbet elde bir hal geldi başıma

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir

Derman arar iken derde düş oldum

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir

Hüma kuşu yere düştü ölmedi

Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı

Dedim yare gidem nasip olmadı

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir

Kağıda yazarlar ufak yazılar

Anasız olur mu körpe kuzular

Yürek yaralıdır ciğer sızılar

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir

Pir Sultan Abdal'ım böyle buyurdu

Ayrılık donları biçti giydirdi

Ben ayrılmaz idim felek ayırdı

Ağlama gözlerim Mevla kerimdir ....

Gözlerimde yaş , kalbim kırık düşmüştük gurbet yoluna ..

Günler sonra Almanya acı vatan dedik ve Alamanın memleketine geldik ...

Garda bizi bekleyen Almanlar önce sağlık kontrolünden geçirdiler , kimse dillerinden anlamıyordu ,robot gibi ordan oraya yönlendiriliyorduk ..

Bizi alıp sanki ahıra kapatır gibi bir yere kapattılar , sabah olmuştu , otobüslere bindirildik , uzun bir yolculuktan sonra bir maden ocağına geldik kafa kağıtlarımızı topladılar ve bize birkaç sayfaya imza attırdılar.

Kapalı bir metal kutuya bindik , ismi asansörmüş sonradan öğrendik , bununla yerin metrelerce altına indik , elimizde kazma başladık kömür kazmaya...

Tam dört yıl bu şekilde yerin altında çalıştım , tatil günümde biraz hava alayım , dolaşayım diye evden ev dediysek 10-15 kişinin bir arada kaldığı iki göz bir yerdi ...

Koca Almanya ne bir kahve nede çay ocağı var , kızlı erkekli kafe deyip oturdukları yerler var , kafenin birinde boş bir yer buldum oturdum , etrafa bakınırken benim gibi yalnız oturan bir bayanı gördüm , oda beni görmüştü ama ikimizde cesaret edip konuşamadık ..

Fazla oturamadım canım sıkıldı , çıktım kafeden caddede gezerken bankın birinde kafede gördüğüm bayanı gördüm yine yalnızdı , kendimi toparlayıp yanına gittim , başımla selam verdim ve yanına oturdum , birkaç dakika konuşmadık sonra ona döndüm o da bana döndü göz göze geldik o birkaç saniye sanki bir asır geldi , " Türk'müsün " dedim " evet " dedi , konuştuk bayağı , o anlattı ben dinledim oda buralara yalnız gelmiş , kimsesi yokmuş onunda anne-babası vefat etmiş , Aydın ' da halasında kalıyormuştu , fakat huzuru yokmuş Almanya'yı duyunca gizlice yazılmış halasınada bir mektup bırakıp düşmüş buralara , iplik fabrikasında çalışıyormuş , ev adresi biraz bana uzaktı ama görüşmek için birbirimize söz verdik , haftaya yine burada buluşalım dedik konuşmaya o kadar dalmıştık ki isimlerimizi bile son anda sorduk birbirimize ve ayrıldık.

Günler bir türlü geçmiyordu , nihayet pazar olmuştu , koşa koşa gittim buluşma yerimize , ama gelmemişti biraz hayal kırıklığı oluşmuştu , oturdum bekledim. Karşı caddenin başında birden belirdi işte geliyordu ..

"Hoşgeldin Zehra"dedim , beraber bir süre yürüdük , bir yerde oturup birşeyler yedik akşam ne çabuk olmuştu ikimizde inanamadık ve haftaya buluşmaya yine söz verdik birbirimize.

Artık hafta sonları dahada anlamlıydı benim için , aşağı yukarı iki ay kadar buluştuk ve ben buna bir son vermek istedim.

Pazar günü yine buluşma yerimize gittim bu sefer benden önce gelmişti , yanına oturdum küçük bir sohbetten sonra kalktık , parkın birinde bir ağacın altına oturduk , ikimizdende ses çıkmıyordu , fırtına öncesi sessizlik vardı sanki ve ben "sana birşey söylemek istiyorum ama dediğim an sözümü keserek "evet söyleyebilirsin " dedi , biraz durdum hadi bakalım diyerek ;

" benimle evlenirmisin "...

Sanki bütün herkes duymuştu , sanki ortalığı bir ölüm sessizliği almıştı , hiç sesi çıkmadı birkaç dakika düşündü ve bana dönerek gözlerime baktı tam eyvah diyecektim ki birden boynuma sarıldı ve kulağıma yavaşça fısıldadı ;

"evet "...

Gurbet elde ikimizde yalnız , ikimizde kimsesizdik , peki nasıl olacaktı evliliğimiz ...

"Bizim madende bir abi var ona danışır herşeyi öğrenirim işlemleri başlatırız " dedim ve ilk defa evinin önüne bıraktım , meraklı bakışmalar ve gülüşmeler içerisinde ayrıldık , eve nasıl geldim bilmiyorum sanki uçuyordum havalarda ..

İki hafta içerisinde evlendik , küçük iki göz bir ev tuttuk , eşyamız neredeyse hiç yoktu ama burası bize aitti , ikimizindi...

İkimizde çalışıyorduk ve bir akşam , " ben hastahaneye gittim galiba misafirimiz var " dedi Zehra ..!

Artık ikimizde mutluyduk , iki garip gurbette buluşmuş ve mutluluğu yakalamıştık ....

Devam edecek ...