Gülfidan Hanım Ali, Ahmet arkaya oturdular. Davud’un eşi de onun yanına oturdu. Enson Davut bindi arabaya Derviş Amca kapıyı kapatırken hayırlı yolculuk,Davut ağam yolunuz açık olsun hayırlı gidip gelin inşallah, Allaha emanet olun, buraları merak etmeyin.

Sağol Amca sizler varken neyi merak edelim, sizlerde Allaha emanet olun.

Davut gaza bastı araba bir homurtu ile yürüdü. Arabanın içinde bir sohbetler başladı.

Davut: Bak Ali, Ahmed efendi Kasım dedeyi ziyarete gidiyoruz varınca elini öpeceksiniz, uslu uslu oturacaksınız tamam mı?

Tamam abi,

Tamam baba

Gülfidan Hanım bak yaramazlık yapmakta yok onun kimsesi yok ki sizin yanınıza takılıp, sizinle oynasın.

Araba Kasım amcanın kapısına vardı. Kasım amca da merkebini hazırlıyordu ki birden araba sesi ile irkildi. Araba kapıda durup Davut ve ailesi inince Oooo hoş geldiniz sefalar getirdiniz ne iyi ettiniz de geldiniz bende sizleri istiyor, arzu ediyordum. Davut arabadan inip elini öptü, sıra ile Ahmet, Ali elini öptüler.

Gülfidan Hanım ve gelini Zeynep de elini öpmek isteselerse de çok sağolun Allah razı olsun hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Allahım sana şükürler olsun bu gün benim de ziyaretçilerimiz geldi. Buyurun buyurun dedi.

Davut Kasım amcam bir yere mi gidecektin seni yolundan mi eğledik dediyse de ne demek evladım şöyle bir dolaşıp gelecektik. Sizler bizleri ihya ettiniz Rabbim'de sizleri ihya etsin dedi. Hemen merkebin yükünü indirip ahıra sürdü. Çarşafa kanepelerin üzerine oturmuşlar. Kasım amcanın gelmesini bekliyorlardı. Kasım amca geldi önce Gül Ali'nin hatırını sorup öptü sonra Ahme'di öpüp hatırını sordu . Daha sonra Davut, gelin Zeynep ve en sonrada Gülfidan hanımın hatırını sorup sual ettikten sonra fakirhanenin içeriye gelseydiniz dedi ise de. Gülfidan Hanım burası daha rahat Davut amca dedi.

Belli ki her ne kadar derli toplu olsa da içerisi karmaşık eşyaları her biri bir yerde bir bekar eviydi. Bu bakımdan sanki Kasım dede biraz mahcup gibiydi. Gülfidan Hanım sanki hemen anlamış gibi Kasım amca biz yabancı değiliz bizi yabancı gibi görme, oğlun, kızın torunun, gelinin olarak gör. Dese de Kasım dede evin dağınıklığından dolayı mahcup olduğu belli oluyordu. Her ne kadar derli toplu olsa da bir ihtiyarin evi nasıl olursa ondan biraz daha derli toplu idi. Gülfidan Hanım Kasım amca Allah rızası için tekrar diyorum biz ailemle seni ziyaret etmek için geldik.

Müsaaden olursa siz biraz Davut ve çocuklarla sohbet edin bizlerde şu arabada cam sakızı çoban armağanı bir şeyler getirdik onları yerleştirelim. Zahmet etmişsiniz evladım, ne gereği vardı, madem getirmişsiniz bütün fakir hane sizin kızım çekinmeden girin.

Gülfidan Hanım ve Zeynep arabadaki erzakları alıp içeriye götürdüler. Hem yerleştiriyorlar hem de gözleri ile odaları inceliyorlardı. Bir odaya girdiler burası oturma ve yatak odası idi herhalde iki kanepe, birde yatak. Yatağın hemen üzerinde raflar ve dolap vardı. Dolabın üst gözündeki rafta kitapları bir sehpa ve sehpanın üzerinde Kuranı Kerim birkaç cilt tefsir kitabı duruyor. Öbür kanepenin üzerinde ağzı yere kapaklı vaziyette bir kaç tane resim çerçevesi duruyor. Zeynep merakını gidermenin şöyle bir çerçeveleri çevirdi. Bir aile resmi oğlu, torunu ve gelinin fotoğrafı bir diğeri yine Hanımı da beraber aile resimleri oğlu, gelini, torunu, Hanımı Kasım Dede. Zaman zaman açıp bakıyor kim bilir ne göz yaşı döküp neler söylüyor. Sonunda nasıl tövbe edip, sabır diliyor. (Devam Edecek)