Dönemin Kültür Bakanı Erkan Mumcu, Muharrem Ertaş ile Neşet Ertaş’ın Kırşehir’e heykellerini yaptırmak ister.
Yapılacak heykelin resimleri çizdirilir. Çizilen resimleri inceledikten sonra alıp Neşet Ertaş’ın yanına giderek elindeki çizimleri gösterir.
Çizilen resimlerin içinde Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş’ın ellerinde sazlarıyla değişik resimler vardır.
Bu resimlerin birinde, baba oğul eşeğin üzerindedirler.
Neşet Ertaş resimleri bir bir inceler. Evire çevire bakar. En son baktığı resmi tekrar tekrar inceledikten sonra bırakır.
“Olmaz Bakanım, olmaz. Bu eşek bizim yükümüzü çok çekti. Yazıktır bu hayvana. İndir bizi bu eşeğin üzerinden” der.
Vee Termedeki heykel şimdiki şeklini alır.
Onlarda,Horasandan gelir,Bektaşidirler ama asıl olan Abdallıktır, Bektaşilik sonradan eklenmiştir.
Abdalların yoğun olarak yaşadıkları yerlerden biri de Kırşehir'dir. 1940 yıllarında Kırşehir'e bağlı Yağmurlu köyünden Kırşehir Bağbaşı mahallesine gelirler.
Horasandan gelip Anadolu köylerindeki düğünlerde davul zurna, saz, keman çalarak gezgin bir hayat süren Abdallar, o dönemlerin aydın kişileridir.
Hani şu “çok gezen, çok bilir” türünden. Bu bilgilerinden dolayı köy odalarına misafir olduklarında baş köşelere buyur edilip, gezdikleri yerlerden getirdikleri bilgileri bir bir anlatırlar Bozkırın halkına.
Kırşehir ' in Gırtıl köyü tamamen Abdallardan oluşmuştur,Neşat Ertaş’ın annesi de bu köydendir.
1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındadır Muharrem Usta.
Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usta'nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklıdır:"Çaldı ve söyledi."
Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biridir, dedesi Deveci kabilesi mensubudur.
Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleşir, daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ederler.
Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır.
Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir.
Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatır ;
"Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış.
Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."
İlk eşi Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci eşi Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.
Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece kötü şartlar altında hayat sürer...
1938 yılının Ocak ayının birinci günüdür, ortalık kar kış boran fırtınadan göz gözü görmez, Elif ana köyün bir nevi ebesidir , "Elif ana goş bi hele Muharrem emmimin Dönenin sancısı tuttu ağır gel bi hele"der; kapıyı yumruklayan , Elif ana hemen yola düşer ev yakın ama heryer kar tipi, kara bata çıka Muharrem Ustanın evine varırlar ev tek göz erkekler dışarı çıkarılır, donar kapıda millet, zaman geçmez,fakat duyulan ses ilerleyen yılların ustası benim diyen gönüllerin turabı Neşet Ustanın sesidir..
Kaynak olsun , meydana getirsin diye ismini Neşet koyar sevgili babası.
Doğumdan birkaç ay sonra İbikli Köyü'ne giderler ailecek,Mutlu günler çok sürmez ya Küçük Neşet'in anası vefat eder,gariplik küçük yaşta başlar,beş kardeş öksüz kalırlar,perişanlık Muharrem Ustayı yorar,toplar göçü birde beş öksüzü yürür Teflek Köyü'ne, burda herkes üzülür bu böyle olmaz üç aylık bebe anasız durmaz derler,serde vardır konar göçerlik Yozgat'ın Kırıksoku Köyü'ne varırlar,burada Arzu isminde bir hanımla evlenir babası ..
Bu köyde en küçük kardeşi vefat eder çok üzülür gizli gizli ağlar küçük Neşet,derken Muharrem Usta askere gider hem öksüz hem yetim kalır Usta...
Yerköy'e göçerler ordan ver elini Kırıkkale bu arada Muharrem Usta askerden gelir,5-6 yaşına geldiğinde babası hadi bakalım der ve yanına alır,binerler baba-oğul boz eşeğin sırtına o köy senin bu köy benim düğün çalarlar...
Muharrem Usta saz çalar ,küçük Neşet' ede Kemanı verir , Yozgat, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırıkkale, Keskin, Yerköy'de beraber gezerler , düğün çalarlar ..
Muharrem Usta'yı bilenler çağırırdı zaten, geçimleride verilen bahşişlerden olurdu...
Okula gidemeyen Neşet Ertaş,henüz 14 yaşındayken vedalaşır babasıyla İstanbul’a gidecektir,babası kıyamaz gitme evlat der ama söz dinletemez..
Baba yüreği dayanamaz cebine iki buçuk lira koyar başka yoktur çünkü...
Kırşehir’den Ankara’ya kadar da otobüs iki buçuk lira,Ankara’ya varır otobüsten iner,çığırtkanın birine gider başı önde mahcup“ben İstanbul’a gideceğim, param yok”. Elinde sazı vardır çığırtkan“çal” der başlar çalmaya…
Çığırtkan sırası gelince çığırmaya gidiyor, geri geldiği zaman çal demesine gerek yok zaten adamı gören Neşet usta başlıyor çalmaya...
Taa gece yarısına kadar saz çalar , en son gelen otobüsün arkasında oyuk yer vardır Neşet ustayı oraya verir.İstanbul’a kadar ayakta gider,olsun der Kader der...
Gelir taşı toprağı altın olan İstanbul ' a , cepte para yok kalacak yer yok, korkmaz hiç,karın tokluğuna çalışacağı bir işe girer ve başlar çalışmaya bu arada bir iki kahvedede çalar söyler.
Kahvede oturan birisi dinler, bi daha çaldırır birkaç kez böyle devam eder ve bir adres verir git ve selamımı söyle...
Sençalar isimli bir plak şirketidir gittiği yer,şirketin sahibi Kadri Şençalar Neşet Ertaş’ı dinler ve çok beğenir. Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş’a ait ”Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adlı türkü ile ilk plağını 1957 yılında Şençalar plak tarafından piyasaya çıkartmış olur.
Neşet Ertaş Beyoğlu’nda da bir gazinoda sahneye çıkmaya başlar. 2 yıl İstanbul’da çalışan Neşet Ertaş daha sonra Ankara’ya gelir ve sahne hayatına burada devam eder.
Neşet Ertaş , usta elden bağlama çalmasını öğrenmek için Ankara’da bağlama ustası Mustafa Çağlıyan’ın yanına çırak olarak girer ve iyi bir bağlama ustası olur.
Üstadının yardımı ile de radyo evine girer , radyo sayesinde ünü dahada artar ;
Karadır bu bahtım kara! Kendi edip kendi bulanlar , seher vakti çalınan yar kapıları, çıkagelen gözleri sürmeliler, yine bir laf duyup beli kırılanlar, görülmeyi görülmeyi ne güzel olan gözler, iki baş bir yastıkta uykuyu neyleyen gözler, gelinlerin geçtiği köprüler… Sonunda; “Biter Kırşehir’in gülleri biter!” der, bitirirdi Neşet Ertaş radyo programlarını.
Gençtir basamakları tek tek çıkar ünü artar gazinoların aranan ismi olmuştur ..
Cebeci'de Ahu gazinosuna çıkar ,bir süre sonra gazinoda Leyla diye bir kızla tanışır, aşık olur.
Babasına haber gönderir " Baba ben evleneceğim." diye , babası Muharrem Ertaş , Ankara'ya Neşet Ertaş'ın yanına gelir, Han'ın önünde bulunan müzik mağazasının önünde sohbet ederken Leyla hanım içeri girer.
Babasının elini öper , Muharrem Ertaş dışarı çıkar ve Neşet Ertaş'a derki: "Bu kız bizim dengimiz değil, ben bu kızı kabul etmiyorum."
Neşet Ertaş ne kadar baba sevgisi yaşasa da gönlüne engel olamaz evlenir Leyla'sı ile ...
Bu evlilikten iki kız bir erkek çocukları olur. Ama bu evlilik mutlu sürmez. Neşet Ertaş bu sırada askere gider. 1962 yılında İzmir Narlıdere’de askerliğini yapan Neşet Ertaş askerlik dönüşünde Leyla Ertaş ile süren 7 yıllık evliliğini bitirir ve ayrılır ..
Devam edecek ...