Memleketin yarısı Kurye, diğer yarısı nerede kaldı? diye pencereden bakıyor.
Bugün sokağa çıkıp beş dakika kaldırımda dursanız, ya da balkonda biraz vakit geçirseniz önünüzden geçen iki tekerlekli motosikletlerin sayısını tutmakta zorlanırsınız.
Bugün ne pişirelim, ne yiyelim diye sorardık.
Şimdi soruyu değiştirdik Kurye kaç dakika uzakta?
Öyle bir döneme geldik ki, memleketin yarısı motosikletin üzerinde sipariş yetiştiriyor, diğer yarısı da perdeden dışarı bakıp acaba bizim kurye geldi mi? diye bekliyor.
Kırşehir'de komşuya giderken iki sokak yürünürdü.
Şimdi iki apartman ötedeki çiğ köfteyi bile uygulamadan söylüyoruz.
Market desen aynı, kahve desen aynı.
Su bile kapıya geliyor.
Gençler üretimde değil, trafikte.
Fabrikada, atölyede, sanayide, tarlada olması gereken binlerce insan, gün boyu sipariş yetiştiriyor.
Üretmekten çok tüketen bir toplum olduk.
Herkes bir şey istiyor ama kim üretecek? sorusunu soran yok.
Bir de işin müşteri tarafı var. Telefon ekranından kuryeyi canlı takip ediyor. Adam kırmızı ışıkta durmuş, niye durdu? diye sinirleniyor. Yağmur yağıyor, Bu kadar da geç kalınır mı? diyor.
Sonra da dönüp Gençler niye hareketsiz? diye konuşuyoruz. Hareket eden tek kişi kurye zaten. O da hepimizin yerine motorize hareket ediyor.
Kırşehir'in eski esnaf kültürünü bilenler hatırlar.
Mahalle bakkalına gider, iki çift laf eder, hâl hatır sorardı. Şimdi kapı zili çalıyor, Teşekkürler deyip kapıyı kapatıyor.
Muhabbeti de, komşuluğu da, sokağı da telefon ekranına sığdırıldı.
Gidişata bakılırsa yakında çocuklara eskiden insanlar ekmek almaya yürüyerek giderdi, dendiğinde masal anlaşıldığını sanacaklar.
Velhasıl.
Memleketin yarısı kurye olmuş, diğer yarısı da o kuryenin getireceği siparişi bekliyor. Böyle bir düzende en çok yorulan kurye, en az yürüyen ise biziz. Sonra da dönüp Bu memlekette neden hiçbir şey eskisi gibi değil? diye hayıflanıyoruz.