Yalanın Normalleştiği

Abone Ol

Toplum için en büyük tehlike, yalanın söylenmesi değil, asıl tehlike, yalanın sıradanlaşması.

Bugün öyle bir noktaya geldik ki, yalan söylediklerini biliyoruz. Onlar da yalan söylediklerini biliyor.
Yalanlarını gördüğümüzü de biliyorlar.
Buna rağmen aynı cümleleri kurmaya, cek, cakları sıralamaya, cukkalamaya ve aynı senaryoyu sahnelemeye devam ediyorlar.
Sanırım hesap sorulmayacağını düşünüyorlar.
Sadece yalan da değil.
Kamu malının hoyratça kullanıldığı.
Milletin alın teriyle oluşan kaynakların israf edildiği.
Usulsüzlük iddialarının gündemden düşmediği günlerdeyiz.
Toplum görüyor.
Vicdan sahibi insanlar görüyor. Bunları yapanlar da toplumun gördüğünü biliyor.
Ama buna rağmen hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyor yüzsüzler.
Demokrasilerde yönetenlerin en büyük gücü makamları değil, milletten aldıkları güvendir.
Güven ise doğrulukla kazanılır, adaletle korunur.
Yalanın normalleştiği, hesap vermenin gereksiz görüldüğü bir düzende sadece ekonomi değil, devlet kurumlarına duyulan güven de zarar görür.
Hiçbir makam, hiçbir unvan ve hiçbir siyasi güç sonsuz değildir.
Kalıcı olan, milletin hafızası ve vicdanıdır.
Gün gelir, söylenen her sözün, atılan her imzanın, harcanan her kuruşun hesabı sorulur.
Toplumun beklentisi çok açık.
Adalet.
Şeffaflık.
Dürüstlük.
Hesap verebilirlik.

Yalan söyleyenler, haram yiyenler, indira gandi yapanlar çoğaldı.
Şimdi millet soruyor bunlar hangi bataklıktan türedi.

Bu ülkenin insanı yalana değil gerçeğe.
İsrafa değil hizmete.
Kişisel çıkarlara değil kamu yararına layıktır.
Bunu sağlamak ise sadece yönetenlerin değil, sessiz kalmayan her vatandaşın ortak sorumluluğudur.