VAY TAKLACI VAY!

Abone Ol

Bir zamanlar etrafındaki koruma ordusuyla yükseklerden bakanlar, bugün adliye koridorlarında…
Hani çok bilinen bir söz vardır:
“Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.”
İşte o gün geldi.
Bugün soruyorum: Hani nerede o dev kurumların imkânlarıyla, gariban insanlara tepeden bakan, insanları küçümseyen, makamının gücünü kendisine zırh eden kibir?
Ey kibir abideleri!
Bakın, görün ve anlayın…
Başbakan, bakan, milletvekili, belediye başkanı seçilmiş ya da atanmış olabilirsiniz.
Makamlarınız, unvanlarınız, korumalarınız ve devletin size sunduğu imkânlar sizi bir süreliğine güçlü gösterebilir.
Ama unutmayın: Asıl mesele filmin başı değil, sonudur.
Bugün dokunulmaz denilen başkanların kimi mahkeme salonlarında, kimileri ceza evetlerinde.
O zaman unutmayınız ki, kimse dokunulmaz değil gün gelir hesap önünüze gelir unutmayın.
“Bir takla at da görelim! Diyen.
Bugün adliye kapılarında bekliyor.
İdris Naim Şahin’in, bundan yaklaşık 14 yıl önce İçişleri Bakanlığı döneminde yaşanan ve hafızalara kazınan o görüntüsü hâlâ dün gibi hatırlanıyor.
Bir yurt gezisi sırasında kendisine, “Sizi çok seviyoruz” diyen bir vatandaşa verdiği cevap, dönemin siyaset anlayışının ibretlik bir fotoğrafı olarak hafızalara kazındı: “Nereden bileceğiz sevdiğinizi?
Bir takla atın da görelim ne kadar sevdiğinizi!”
Bir bakan…
Karşısında kendisine sevgisini ifade eden bir vatandaş…
Ve vatandaştan sevgisini kanıtlamak için takla atmasını isteyen bir makam sahibi!
O gün bu sözler, makamın gücüyle vatandaş arasındaki mesafenin ne kadar açılabileceğini gösteren acı bir örnekti.
Fakat hayatın garip bir cilvesi var.
Bazen başkasından istediğiniz takla, yıllar sonra dönüp dolaşıp sizin karşınıza çıkar.
Meğer taklacı kimmiş?
Bugün ortaya çıkan iddialar ve gündeme gelen gelişmeler üzerinden bakıldığında, insan ister istemez şu soruyu soruyor: Vatandaşa “Bir takla at da görelim” diyenler, acaba siyasetin koridorlarında yükselirken kendileri ne kadar takla attılar?
Dahası…
Son dönemde gündeme gelen araç destekleri ve çeşitli imkânlar üzerinden Süleymancılarla ilişkiler konusunda ortaya atılan iddialar da kamuoyunda yeni tartışmaların kapısını aralıyor.
Elbette burada yapılması gereken, iddiaları peşinen hükme bağlamak değil; varsa gerçeklerin hukuk ve şeffaflık içerisinde ortaya çıkarılmasını beklemektir.
Ama siyasi hayatın hafızasında şu soru şimdiden yerini alıyor:
Vatandaşa takla attıranlar, bugün kimlerin önünde ve hangi hesaplarla takla atıyor?
İşte hayatın ironisi de burada başlıyor.
Koltuk giderse ne kalır?
Siyasette makam geçicidir.
Bakanlık koltuğu da geçicidir, milletvekilliği de…
Koruma orduları da, makam araçları da, açılan kapılar da, önünüzde esas duran insanlar da…
Bir gün hepsi biter.
Koltuk elden kayıp gittiğinde insanın geriye dönüp bakması kaçınılmazdır.
İşte o zaman kim gerçek dostmuş, kim dost görünüyormuş; kim makamın gücüne saygı duyuyormuş, kim gerçekten şahsınıza değer veriyormuş, anlarsınız.
Dün erişilmez yükseklerde olanlar, bugün adliye koridorlarında bekleyebilir.
Dün dokunulamayanlara, bugün hukuk dokunabilir.
Dün devletin bütün imkânlarını arkasına alarak vatandaşa tepeden bakanlar, gün gelir aynı devletin kurumlarının karşısında hesap vermek durumunda kalabilir.
Bu, yalnızca bir kişi için değil; bütün seçilmişler ve atanmışlar için önemli bir derstir.
Makamın gücü değil, insanlığın ağırlığı
Siyasetçiyi değerli yapan oturduğu koltuk değildir.
İnsanı büyüten makamı değil, makam elinden gittiğinde geride bıraktığı itibardır.
Vatandaşa tepeden bakmak kolaydır.
Koruma ordusunun arkasından konuşmak kolaydır.
Devletin imkânlarıyla güçlü görünmek kolaydır.
Zor olan, makamınız olmadan da insanlara saygı gösterebilmektir.
Zor olan, kendisini size “Sizi çok seviyoruz” diyerek ifade eden gariban bir vatandaşın sevgisini küçümsememektir.
Çünkü halkın karşısında eğilmek, aslında küçülmek değildir.
Asıl küçülmek, makamın gücünü kullanarak halkı küçümsemektir.
Ve bugün geldiğimiz noktada insanın aklına ister istemez o meşhur söz geliyor:
“Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.”
Dün başkasına “Takla at” diyenler…
Bugün kendi attıkları taklaların hesabını vermek zorunda kalabilirler.
Ama unutmayalım:
Hukukun vereceği kararı elbette hukuk belirler. Hiç kimse daha mahkeme kararı çıkmadan suçlu ilan edilemez.
Fakat siyasetin ve hayatın verdiği başka bir ders vardır:
Makamın gücüne güvenip milleti aşağılamayın.
Çünkü makam geçer.
Güç geçer.
Koruma gider.
Koltuk gider.
Geride sadece yaptıklarınız, söyledikleriniz ve insanlar üzerinde bıraktığınız iz kalır.
Ve gün gelir, dün yükseklerden bakanlar aşağıya iner.
İşte o zaman hayat insana en acı ama en gerçek dersi verir:
Etme bulma dünyasıdır bu!
Vay taklacı vay…
Demek ki hayat, insana attırdığı taklayı da unutturmuyor.