TOPLUMLAR VE ÖNDERLER          

Abone Ol

 Âdemoğlu, yaratıldığı günden bugüne topluluk halinde yaşamaktadır. Her toplumda bazı hususiyetleriyle ön plana çıkan önder/ liderlerin varlığı da bilinmektedir. En küçük kabileden en büyük insan topluluğu olan devletlere kadar her toplumu idare eden, yönlendiren, önderlik, liderlik yapan kişiler bulunmaktadır. Bu önderlik, toplumsal açıdan bazen müspet bazen de menfi yönde tahakkuk edebilir. Peygamberler ve salih insanlar toplumdaki ıslah ve değişim için olumlu örnek olarak kabul edilirken, toplumun ifsadına ve sapıtmasına sebep olan önderler olumsuz misal teşkil eder.

                Peygamberler dışında başka insanlar da toplumlarına önderlik yapmışlardır. Devletleri için çok büyük işler yapan devlet başkanları, büyük ordu komutanları, siyasi ve fikir önderleri, din adamları, sanatçılar, futbolcular o toplum için örneklik gösterebilirler. Buradaki örneklik, iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz yönde olabilir. Firavun ve Nemrut gibi önderler hem kendileri sapmış hem de toplumlarını felakete sürüklemişlerdir. Felaket, sadece dünyaya münhasır kalmamış ahirete de sirayet etmiştir. Firavun’un daha mizan kurulmadan özel bir azaba uğratılacağı Kur’an’da haber verilmektedir. Hz. Musa Mısır toplumuna elçi olarak gönderildiğinde İsrailoğullarını serbest bırakmasını istemişti. Firavun O’nu yalanladı, sihirbazlıkla itham etti, şahit olduğu mucizelere rağmen şiddetle reddetti. Saraydaki mahdut sayıda kişi haricinde Mısır toplumu Firavun’a inandı ve ona itaat etti. Akıbetleri de çok fena oldu. Kızıldeniz’in dağ gibi dalgaları arasında, dünya durdukça söz edilen ibretamiz, feci bir azaba gark oldular. Bu durum Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde farklı yönleriyle anlatılmaktadır: “Gerçekten Mûsâ’yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun adamlarına gönderdik; fakat onlar (Mûsâ’ya değil) Firavun’un emrine uydular; oysa Firavun’un emri isabetli değildi. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Gidilen o yer ne kötüdür!”.

Toplumların değişim-dönüşümü önderler, liderler eliyle gerçekleşir. Peygamberler bu liderlerin en güzel örneğini teşkil ederler. Bütün nebiler gönderildikleri toplumu içinde bulundukları karanlıklardan vahyin ışığına çıkarmışlardır. İnsanoğlu, dünyada kiminle beraber, hangi davanın peşinde ise, kimin ilkelerini rehber edinmiş, kimin davası uğruna harcamışsa hayatını kıyamet günü onun oymağında, onunla birlikte haşrolacaktır. Resulullah’ın beyanıyla “Kişi, sevdiği ile beraberdir!”. Tabi olanlar da önderlerinden şikâyetçi olarak şöyle diyeceklerdir: “ Yüzleri ateşe çevrildiği gün, ‘Keşke Allah’a itaat etseydik, resulü dinleseydik. Rabbimiz! Biz efendilerimizi ve büyüklerimizi dinledik, onlar da bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları ağır bir şekilde lânetle!’ diyecekler.”

Kıyamet sahnelerini ihtiva eden ayetler dikkatlice tetkik edildiğinde, hesap görülüp azaba müstahak olduğunu anladığında insanların dünyada iken peşinden gittiği liderlere, önderlere karşı hasım kesileceği görülür. Hatta cennet nimetlerinden istifade etmeye başlayan mutlu kişiler, dünyadaki bazı arkadaşlarını hatırlayarak onu cehennemin tam ortasında görünce iyi ki onlara uymamışım diye Allah’a şükredecektir: “(Cennet sohbetinde) birbirine dönüp karşılıklı sorular sorarlar. İçlerinden biri şöyle der: ‘Benim bir arkadaşım vardı; derdi ki: ‘Sen de onaylıyor musun gerçekten? Biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mutlaka hesaba çekilecekmişiz öyle mi?’ Ve ekler: ‘Şimdi dönüp bakar mısınız (ona)?’ Sonra kendisi dönüp bakar ve arkadaşını cehennemin ortasında görür. ‘Allah’a yemin ederim ki, neredeyse beni de mahvedecektin! Rabbimin lütfu olmasaydı ben de şimdi cehenneme girenlerden olacaktım.’ der.”.

İnsanlar, dünyada sevdikleri,  hayat görüşlerini beğenip yolundan gittikleri önderlerinin (siyasi, politik, dini, kültürel ) de kendileriyle birlikte ebedi azap yurduna girdiğini gördükleri zaman büyük bir nedamet içerisinde onlara çıkışacaklar, bir fırsat daha verilirse kesinlikle kendilerini delalete sürükleyen önderlerden kaçacaklarını beyan edecekler ve herkes çareyi birbirinden uzaklaşmakta bulacaktır: “İnsanlardan kimileri vardır ki, Allah’tan başkalarını Allah’a eş otorite sayar da bunları Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise en çok Allah’ı severler. Keşke zalimler -azapla yüz yüze geldiklerinde anlayacakları gibi- şimdi de bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu anlasalardı! İşte o zaman, izlenenler, kendilerini izleyenlerden hızla uzaklaşmışlardır;  artık azabı görmüşler, aralarındaki bağlar kopmuştur. İzleyenler şöyle derler: ‘Ne olurdu, bize ikinci bir fırsat verilseydi de, şimdi onlar bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!’ Böylece Allah onlara yapıp ettiklerini kendileri için pişmanlık sebepleri olarak gösterir. Onlar artık ateşten çıkacak değillerdir.”

Kur’an’a inanmamakla kalmayıp başkalarını da ondan uzaklaştırmak için uğraşan, İslam’ın insanlara ulaşmaması için mücadele eden inkârcılar ve onların kara propagandasına inanarak tabi olanlar birbirlerinden şikâyetçi olarak şöyle çekişeceklerdir: “ İnkâr edenler şöyle dediler: ‘Biz ne bu Kur’an’a inanırız ne de bundan öncekilere!’ Sen o zalimleri rablerinin huzurunda, tutuklanmış halde birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Müstezaflara, müstekbirlere şöyle derler: ‘Siz olmasaydınız, hiç kuşkusuz biz iman ederdik.’ Müstekbirler, müstezaflara, ‘Size doğru yol gösterildikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, günah işleyenler sizsiniz’ derler”.

Allah’ı,  gönderdiği dini, elçiyi, kitabı yalanlayarak iman güneşinin hakikat ışığına gözlerini inkâr, isyan ve azgınlıkla kapayanlar daha mutlu, daha huzurlu daha barışçıl, daha müreffeh ve daha güzel bir dünyaya açmış olmazlar ki gözlerini!  Nasıl ki dünya önderlerin, liderlerin ve rol-model kişilerin ( sanatçı, sporcu, yazar- çizer, oyuncu, siyasetçi, iş adamı vb) peşinden giden insanlarla dolu ise ahirette de insanlar tabi oldukları kişilerle birlikte muaheze edileceklerdir: “Her ümmeti önderleriyle birlikte çağıracağımız o günde kimin amel defteri sağ tarafından verilirse işte onlar amel defterlerini okuyacaklar ve en küçük haksızlığa uğramayacaklardır.” Hatta -örnek olarak vermek gerekirse- gönüllü veya baskı sonucu Firavun’a tabi olan kişiler azabın dehşetine şahit olunca nefislerini kurtarmak amacıyla akla hayale gelmeyecek dileklerde bulunarak, ateşin içinde gördükleri önderlerinden medet umacaklar “ Biz, sizin peşinizde gidiyorduk. Ateş azabının bir kısmını bizden savamaz mısınız? ”diyerek hüsranlarını ve çaresizliklerini izhar edecekler fakat tabi oldukları yönetici/liderler/ önderler “ Hepimiz zaten azap görüyoruz. Allah kulları arasında kesin hükmünü vermiştir( artık kimsenin kimseye faydası olamaz!)” diyerek onların bu mantıksız taleplerini reddeceklerdir.

Son olarak şu hususu da hatırlatmak lazım: Kim ki Allah’tan gelen mesaja kör ve sağır gibi davranır, ondan yüz çevirirse, ilahi hikmet gereğince, peşine ayrılmayacak bir Şeytan veya Şeytan’ın vesveselerini yakınından kulağına fısıldayacak birisi takılır. Artık o şahıs , arkadaşının fısıldadığı her şeyi hakikat olarak algılamaya başlar. Bir insan ya vahye ve vahyin mesajlarına tabi olarak dünyasını ve ahiretini mamur eder, ya da Şeytan’ın vahyettiğine veya Şeytan’ın dostlarının fısıldadığı ideolojilere ve sapkın fikir akımlarına uyarak hem dünyasını hem de ahiretini berbat eder.

Dünya, bir asırdan beri vahyin aydınlığına muhtaç. Geçen yüzyıldan beri hasret kaldı yaşlı dünyamız masmavi semaya. Gökyüzü; tarih boyunca görülmemiş acılar, zulümler, sürgünler, savaşlar, kıtlıklar, hastalıklar ve doğal afetlerden meydana gelen kapkara bulutlarla kaplı. Bu mey ’us şeraite rağmen ümitliyim. Vahiy güneşinin önündeki kara bulutları dağıtmak için ilahi bir nefha yeterli. İstikbal, vahyin aydınlığının küfrün karanlığını kovacağı günlere gebe.