Eskimişler yenide buluşuyor…
Peki, adının “yeni” olması, eskileri gerçekten aklıyor mu?
Yeni bir parti kuruluyor.
Yeni bir logo belirleniyor, yeni bir yönetim oluşturuluyor.
Tabela değişiyor, isim değişiyor, amblem değişiyor…
Ve ardından “Yeni bir parti” deniliyor.
Oysa siyasetin aktörleri çoğu zaman aynı.
Yılların CHP’sinden kopanlar yeni partinin çatısı altında buluşuyor.
Eski isimler, yeni bir tabela altında yeniden siyaset sahnesine çıkıyor. CHP’den istifalar sürüyor, bazı isimler yeni parti arayışlarına yöneliyor.
Peki, bu gerçekten yeni bir siyaset mi?
Türkiye’de parti kurmak, parti değiştirmek ve yeni bir siyasi hareket başlatmak yıllardır devam ediyor.
Geçmişte kurulan birçok parti bugün yok.
Tabelaları, amblemleri ve isimleri tarihin sayfalarında kaldı.
Hatta bazı partilerin kurucu liderleri bile bugün hayatta değil.
Ama siyaset sahnesine baktığımızda aynı döngünün devam ettiğini görüyoruz.
Bugün CHP’den ayrılıp yeni bir partiye gidenler, geçmişte de başka partilerden ayrılıp yeni oluşumların içinde yer aldılar.
AK Parti’den kopanlar, MHP’den ayrılanlar ve başka siyasi hareketlerden çıkanlar da yeni partiler kurdular.
Sonuçta değişen ne oldu?
Çoğu zaman sadece tabela, isim ve amblem…
Siyasetin değişmeyen aktörleri ise rollerini oynamaya devam etti.
Yeni parti kuruluyor ama yeni bir fikir ortaya konulmuyor.
Yeni bir söylem geliştirilmiyor.
Halkın geleceğine dair güçlü ve somut projeler sunulmuyor.
Sadece isim değişiyor.
Oysa bir partiyi gerçekten “yeni” yapan, tabelası ya da logosu değildir. Yeni olan; düşüncesidir, kadrosudur, ahlak anlayışıdır, yönetim biçimidir ve ortaya koyduğu projelerdir.
Siyasette asıl mesele, “Ben yeniyim” demek değildir.
Asıl mesele, gerçekten yenilenebilmektir.
İnsan nefsi işin içine girdiğinde bazen kibir de devreye giriyor.
“Benim olsun” anlayışı, ortak bir çatı altında birlikte hareket etmenin önüne geçiyor.
Aynı düşünceyi paylaşan insanlar, bir süre sonra makam ve mevki mücadeleleri nedeniyle birbirlerinden ayrılabiliyor.
Sonra yeni bir parti kuruluyor.
Yeni tabela asılıyor.
Yeni logo hazırlanıyor.
Ve eski siyaset, yeni bir isimle yeniden milletin karşısına çıkıyor.
Bu durum sadece CHP için değil, Türkiye’deki bütün siyasi partiler için geçerli bir gerçekliktir.
Çok partili hayata geçtiğimiz günden bugüne kadar pek çok parti bölündü, parçalandı ve yeni partiler kuruldu.
Bugün onların birçoğunun adı bile hatırlanmıyor.
Demek ki kalıcı olan tabela değil, ortaya konulan eserdir.
Kalıcı olan isim değil, milletin gönlünde bırakılan izdir.
Türkiye’de parti içi ayrılıklar, yeni parti arayışları ve yeni siyasi oluşumlar geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da olacaktır.
Ancak vatandaş artık tabelaya değil, icraata bakıyor.
Yeni parti mi?
Önce yeni bir fikir ortaya koyacak.
Yeni bir anlayış getirecek.
Yeni bir ahlak ve siyaset dili oluşturacak.
Halkın derdini dinleyecek.
Ülkenin geleceği için proje üretecek.
Yoksa eski siyasetçileri bir araya getirip yeni bir tabela asmakla yeni olunmuyor.
Eskiler yenide buluşuyor olabilir.
Ama unutmayalım:
Yeni olan tabela değil, zihniyettir.
Yeni olan isim değil, anlayıştır.
Yeni olan amblem değil, millet için ortaya konulan eserdir.
Hasılı…
Siyasette gerçekten yeni bir şey görmek istiyorsak, sadece tabelaların değil, zihniyetlerin de değişmesini bekliyoruz.