KUZU PARASI (1)

Abone Ol

Annemin anlattığına göre hadise 1974 yılının eylül ayında vuku bulmuş. Köyden şehre göçün son sürat devam ettiği o dönemde; mnart, nisan aylarında yaylıma çıkan kuzular eylül, ekim aylarında satılır ve köylülerin kışlık alışverişlerini yapacakları nakit ihtiyacını karşılamada temel gelir kaynağı olarak harcanırmış. O günleri ve babamın tevekkülünü ne zaman düşünsem, bu hadiseden dört beş sene sonra, artik dedemin vefat ettiği o günlerde babamla yaşadığımız başka bir ibretlik hadise aklıma gelir.

O günleri çok iyi hatırlıyorum. 9-10 yaşlarında bir çocuktum Gaz, margarin, tuz, şeker gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için pazara götürdüğümüz düvemizi "müencilere"(aracılara) nasıl ucuza kaptırdığımızı hiç unutmuyorum. En çok da bizi tufaya getiren dalaverecilerin, Emine Hatun Camisi'nde abdest alirken yanımızdan geçerken söyledikleri,"Nasıl oyuna getirdik ama!" cümleleri ve bu olayı ballandıra ballandıra anlatışlarını...

Babam; adamlardan birisinin alıcı diğerinin de arayı bulanmış gibi kurguladıklarımizanseni fark edememesinin ağırlığı ile sarsılıyordu. Altı aydan beri gözümüz gibi baktığ1mız malımızı bir oyunla ucuza kaptırmak ruhumuzu daraltmıştı. Saatler süren yol yorgunluğuna m1aldatildığımıza mı ya da her şeyi duymamıza rağmen bir şey diyememize mi yansak şaşirip kalmıştik...

Her şeyi itiraf eden üç kağıtçıların sözlerini duymasına rağmen bir şey diyememişti babam. Ben de zaten 9-10 yaşlarında bir çocuktum.Sadece babamla birbirimize acı acı bakışımız kaldı belleğimde; bir de çaresizliğimiz...

Tabi ,onca yolu yayan yürümeye takatimiz var mıydı ? Zira malı satmasak aynı yoldan köye götürmek mecburiyetindeydik.Ben ,yaşadığımız müessif olaya rağmen yarım köfteyi elvan meşrubati ile mideme indirmekten ve köye araçla dönecek olmaktan ötürü mutlu bile sayılırdım.

Babam; o mizanseni fark edememenin ağırlığıyla sarsılırken bile bana dönüp, "Olanda hayır vardır oğlum; demek ki nasibimiz bu kadarmış!" demişti. İhtimaldir ki babamın bu olgunluğu ve mütehallim hali yıllar önce Mucur pazarinda babasi Abidin dedemle yaşadığı o büyük imtihandan miras kalmiş...Belki de hayatın içinde görüp geçirdikleri kâmil bir insan haline getirmişti ...

1974 yılının o eylül sabahında, asıl ibretlik olay şöyle tahakkuk etmiş: Abidin dedem ile babam, sabah ezani okunmadan önce o sene evin kışlık ihtiyaçlarını karşılamak üzere beslenen 20 kuzuyu satmak için yola çıkarlar. Dedenin Boğazı'nı aşıp bir iki saatlik yorucu bir yolculuktan sonra Dolazi yolundan Mucur'a girerler. O vakitler hayvan pazari, Hicret Camisi'nin arka tarafindaki geniş otlak arazide kurulmaktadır. Bir müddet pazarın havasını koklayıp fiyatlari tetkik ederler. Kuzu fiyatlari o tarihte 300-400 lira arasında değişmektedir.

Bir süre sonra babamın çarşıda başka bir işi çıkar ve dedem pazarda yalnız kalır.Kuzularin 10 tanesini birer ikişer satar ve 3.500 lirayı cebine koyar. O esnada iki yankesici de pazarda gözlerine kestirdikleri avlarını izlemektedir. Radarlarına takılan kişi, insanları kendisi gibi kötülük bilmez sanan Abidin dedemdir.

Önce fiyat sorma bahanesiyle bir iki deneme yaparlar. Dedemin ne kadar temiz fitratli,saf ve iyi niyetli olduğunu anlayınca, dolandırıcılık planlarını onun üzerinden gerçekleştirmeyekarar verirler. Iki yankesici, müşteriymiş gibi yaklaşarak: Hacı emmi kuzulara iyi bakmışsınız, kaç lira istiyorsun?" diye sorarlar. Dedem fiyatini söyler. Adamlardan birisi,"Tüh, keşke daha önce senin yanına gelseymişiz; gördün mü ya! Her şey nasip!" diyerek dizini döver. Dedem adama acır: "No'ldu emmin köle?" der. Adam, dedemi istediği kıvama getirene kadar rolünü iyi oynar: "Hacı emmi, biz başkasından aldık kuzuyu. Keşke seni görseydik. Sen dini bütün bir hocaya benziyorsun. Zaten kılık kıyafetin sofu olduğunu gösteriyor." diyerek güven telkin eder. Dedem adamların daha fazla üzülmesini istemez:"Olsun oğlum, bir dahaki sefere inşallah. Ne yapacaksin, nasip... Nasip olmayınca adam suyu bile içemez." diyerek adamları teselli etmeye çalışır.

Adamlar tam aradıkları saf yürekli insanı bulduklarından artık emindirler. "Allah rızası"denildiğinde ötesini düşünmeden verebilecek bir halisiyete sahip bu musaffa adamı tuzaklarına çekmek için oyunlarına devam ederler.

"Hoca emmi, Allah rizasi için bize yardım etsen olmaz mi?" diye başlar birisi.Dedem, "Ne yapacağım oğlum, kuzuyu almışsınız zaten!" diye cevap verir. Diğeri söze karışır: "Ben bu arkadaştan pancar motoru almak istedim. Lakin ağzını açar açmaz,Vallahi şu fiyattan daha aza vermem!' diye yemin etti. Ben de ona kızdım ve o kızgınlıkla,Vallahi ben de şu fiyattan fazla vermem!' dedim. Sonra aklımız başımıza geldi ama iş işten geçti. Pancar motorunu almak için anlaştık ama ikimiz de bir kere yemin etmişbulunduk.".

Dedem meseleyi anlamaya çalışır safça: "Ben ne yapayım peki? Sizin aranızda niza varmış, çözülmüş işte" der. Mizanseni kurgulayan adam hemen cevap verir: "Hoca emmi,yemin billah ettik; günahtır artik, cezasi var. Ancak sen bize yardim edersen mesele hallolur. Sen motorun parasini benim yerime şu adama versen; ben de az sonra sana parayı geri versem olmaz mı? O zaman hiçbirimize günah olmaz, yeminin vebali ortadan kalkar. Sen de bizi böyle büyük bir sıkıntıdan kurtardığın için Cenab-ı Hak kıyamet günüseni çok sıkıntıdan kurtarır!".

Dedem bir yandan adamların sözüne kulak verirken bir yandan da sağa sola kaçışan diğer kuzularını toplamakla meşguldür. İç muhasebesinde hararetli bir münakaşa cereyan etmektedir.İçindeki bir ses, "Tanımadığın adamlara güvenilir mi?" diye hayırlı öğütler verirken; derin vicdanı, "Adamlar zor durumda kalmış, hem parayı hemencecik geri verecekmiş" der. Bir an tereddüt etse de Allah rizasını kazanma fikri galip gelir.

Anadolu insanının o doğuştan gelen temkinli fitrati da tamamen susmamiştir. Dedem cebindeki 3.500 liranın tamamını istemediklerini düşünerek " İstedikleri 2000 lira. Nasıl olsa cebimde biraz para var. Hem daha 10 kuzu daha var." diye kendisini ikna eder. Nasılsa paranın hepsini riske atmamaktadir. "Ya Rabbi! Ben bunları bir sıkıntıdan kurtarıyorum sen de kıyamet günü beni o dehşetli günün sıkıntılarından kurtar." diyerek Allah’a yönelir;cebinden çıkardığı 2.000 lirayı adama uzatir...

Adamlar parayı büyük bir minnetle teslim alip, "Allah senden ebediyen razi olsun Haci emmi.Hemen motoru devralip geleceğiz Hacı emmi! Paranı birazdan cebindde bil." diyerek hızlı adımlarla pazarın kalabalığına karışırlar. Dedem bir yandan gidenlerin arkasından bakar, bir yandan da kalan son 10 kuzunun satışı için gelen diğer müşterilerle ilgilenir. Aradan geçen yarım saat içinde pazarlıklar biter, diğer kuzular da satilip tükenir. Ancak ne gelen vardır ne giden...