KIRŞEHİR’DE DE DAYIN YOKSA İŞİN ZOR!

Abone Ol

Hep söylenir…
“Ankara’da dayın yoksa işin zor.”
Artık bu söz sadece Ankara için söylenmiyor.
Kırşehir’de de vatandaşın dilinde aynı soru var: “Bir yerde işe girmek için ne bilirsin değil, kimi bilirsin mi önemli?”
Eğer cevap buysa, vay halimize!
Çünkü devletin kapısında vatandaşın karşısına liyakat değil, referans çıkıyorsa orada ciddi bir adalet sorunu var demektir.
Bugün siyasetin içinde bir yerlere yakınsanız işiniz daha kolay.
Bir milletvekiline yakınsanız…
Bir belediye başkanına yakınsanız…
Bir il başkanının çevresindeyseniz…
Bir parti teşkilatında tanıdığınız varsa…
İşinizin görülmesi için önünüzde daha fazla kapı açılabiliyor.
Ama gariban vatandaş?
Onun kimi var?
Arkasında siyasetçi yok.
Parti teşkilatında dayısı yok.
Belediye başkanının yakını değil.
Milletvekilinin akrabası değil.
Sadece diploması var, çalışkanlığı var, emeği var.
Ama bunlar yetmiyorsa ne yapacak?
Sokağa çıkıp “Benim de bir dayım olsun” mu diyecek?
İşte asıl mesele burada.
Devlet vatandaşına iş bulmak zorunda değildir; ama işe alımda adalet ve eşitlik sağlamak zorundadır.
Belediyeler de siyasi parti teşkilatlarının istihdam bürosu değildir.
Kamu kurumları da eş-dost-akraba yerleştirme merkezi değildir.
Devlet makamları kimsenin özel mülkü değildir.
Seçilmişler, kendilerine oy veren vatandaşların tamamını temsil etmek için seçilir.
Sadece kendisine yakın olanları değil!
Sadece parti teşkilatındakileri değil!
Sadece seçim döneminde yanında duranları değil!
Herkesi temsil etmek zorundadır.
Ama bugün vatandaşın gördüğü tablo farklıysa bunu da konuşmak gerekir.
Bir yerde işe alım yapılıyor.
Vatandaş soruyor: “Kimler alındı?”
Cevaplarda aynı çevrelerin isimleri dolaşıyorsa…
Bir başka yerde makam değişiyor.
Ardından yine aynı siyasi çevreden isimler çeşitli görevlere geliyorsa…
Liyakat sahibi insanlar dışarıda kalıyor, siyasi bağlantısı güçlü olanlar öne çıkıyorsa…
Vatandaşın aklına ister istemez şu soru geliyor:
“Burada liyakat mi var, torpil mi?”
Bu sorunun cevabını siyasetçiler vermeli.
Hem de açık açık vermeli.
Kim işe alındı?
Hangi kriterle alındı?
Kaç kişi başvurdu?
Neye göre tercih yapıldı?
Liyakat nasıl ölçüldü?
Bunlar vatandaşın bilmek istediği sorulardır.
Çünkü artık “Bizim adamımız” anlayışından kurtulmanın zamanı geldi.
Bizim adamımız değil, işin adamı olmalı!
Partili olduğu için değil, işi bildiği için görev verilmeli.
Yakını olduğu için değil, liyakat sahibi olduğu için makam verilmelidir.
Seçim döneminde pankart taşıdı diye kimse devlet kadrosunda ayrıcalık beklememelidir.
Bir siyasetçinin yanında fotoğraf verdi diye kimsenin önü açılmamalıdır.
Çünkü devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
Kırşehir küçük bir şehir.
Herkes birbirini tanıyor.
Kimin kiminle yakın olduğu, kimin hangi kapıyı çaldığı, kimin hangi makama nasıl geldiği kısa sürede duyuluyor.
Bu nedenle Kırşehir’de liyakat tartışması daha da önemlidir.
Çünkü burada yapılan yanlışın üstü uzun süre kapatılamaz.
Vatandaş görüyor.
Konuşuyor.
Soruyor.
Ve artık şunu bilmek istiyor:
“Bu şehirde torpili olmayan genç ne yapacak?”
Üniversite bitirmiş.
Sınavlara girmiş.
Kendini yetiştirmiş.
Belki yıllarca iş aramış.
Ama bir başkasının siyasi bağlantısı olduğu için geride bırakılmışsa, o gencin devlete güvenini nasıl koruyacağız?
Sonra gençler neden Kırşehir’den gidiyor diye soruyoruz.
Neden göç veriyoruz?
Neden gençler başka şehirlere gidiyor?
Neden insanlar burada gelecek göremiyor?
Bunların hepsinin tek sebebi elbette torpil değildir.
Ama adalet duygusunun zedelenmesi, insanın yaşadığı yere olan güvenini de geleceğe olan inancını da bitirir.
Bir şehirde gençler “Burada çalışarak değil, tanıdık bularak iş bulunuyor” diye düşünmeye başlarsa, o şehir kaybediyor demektir.
Siyasetçiler de kaybediyor.
Devlet de kaybediyor.
Toplum da kaybediyor.
Artık herkes kendisine şu soruyu sormalı: Biz nasıl bir devlet istiyoruz?
Dayısı olanın iş bulduğu bir devlet mi?
Yoksa hakkı olanın hakkını aldığı bir devlet mi?
Benim cevabım belli: Dayı değil, liyakat!
Torpil değil, adalet!
Yakınlık değil, ehliyet!
Seçilmişlerin görevi kendi çevresini büyütmek değil, şehrin tamamını büyütmektir.
Parti teşkilatlarının görevi kadro dağıtmak değil, siyaset üretmektir.
Belediyelerin görevi eş-dost yerleştirmek değil, halka hizmet etmektir.
Devlet kurumlarının görevi ise vatandaş arasında ayrım yapmadan, işi ehline vermektir.
Çünkü unutmayalım:
Torpille bir kişiyi işe alırsınız, liyakatsizlikle bin kişinin devlete güvenini kaybedersiniz.
Kırşehir’in buna ihtiyacı yok.
Bu şehrin torpile değil, liyakatli insanlara ihtiyacı var.
Bu şehrin adam kayırmaya değil, adalete ihtiyacı var.
Ve artık vatandaşın beklentisi çok açık:
“Benim dayım yok. Ama hakkım var.”
Devlet de o hakkı teslim etmek zorunda!