GARDAŞ MI? GARINDAŞ MI?
Bir adam çalışmaktan ve para kazanmaktan çok hoşlanıyormuş, memnun oluyormuş. Ülkenin fakir olduğu yıllarda bulunduğu kasabadaki kişilere de iş veriyormuş. Sabah öğlen akşam çalışanlar adamın evinde yemeklerini yermiş. Bu adamın evi adeta aşevi olmuş.
Evin hanımı, yetişmekte olan çocuklar hep perişan, eve gelenlere hizmet etmek, ‘çocuklar daha küçük’ onlarla ilgilenmek, hayvanlara bakmak; onları sağmak, beslemek, yoğurt, yağ, et, süt ihtiyaçlarını karşılamak hep evin hanımı ve çocuklarının üzerine kalmış. İş adamı olan evin reiside diğer ihtiyaçları karşılamakla meşgulmüş.
Hayat akarken işler güçler derken evin reisinin hızı kesilmiş, çocuklar büyümüş, ama çocuklarda büyük ablalarının üzerine yıkılmış. Kızlar daha önce olduğundan 15 yıl sonra erkek çocuk olmuş. Çocuk şımartılmış ve herkesin üstünde bir konuma gelmiş.
Bu çocuk büyümüş, babasının yerini almaya çalışmış, fakat her fırsatta kardeşlerini çarpmış ellerindekine göz koymuş. Alabildiğini almış, alamadığını almak için düşmanda olsa birlikte mücadele ederek almak istemiş. Oda yaşlanmaya başlamış, çoluk çocuk torun torba sahibi olmuş.
Etrafında kendisi gibi menfaatçi olmayan kardeşlerini, yaptıkları bütün iyiliklerine karşılık harcamış. Eve de bir köpek bağlamış; herkese hırlamış, yal atana dostluk göstermiş, atmayana dişlerini göstermiş. Onada Allah evlatlar vermiş al senin imtihanın da bu demiş.
Büyük ablaları hasta olmuş, gözleri yollara bakar olmuş. Ben ablayım demiş, onları ben büyüttüm, ben hata yapsam da, hata yapan onlar olmasın demiş. Gözleri yolda kalmış sözleri arşa uzanmış. Gardaş mısın? Garındaş mısın?
Duası “Sizleri ‘Allaha havale ediyorum’ olmuş.”
Sözün özeti. “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”
*Madem kalp sevmek için yaratılmış, o halde Yaratanı sevmek gerekir. Yaratılmış olanları da O'nun için sevmek gerekir.
“ÖLÜM SEKERATI UYANDIRMADAN UYAN!”
“Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!” Bediüzzaman Said Nursi