KUYU
Adamın birisi, kuyuya düşmüş, kuyuya düştüğünün farkında değil.
Yukarıdan onu kuyudan çıkarmaya çalışanlar, bağırıp çağırıyorlarmış.
İpi tut seni yukarı çıkaralım.
Adam kuyuya düşmüş; çıkmak istemiyormuş.
Siz buraya gelin diye O’da yukarıdakilere çağırıp bağırıyormuş.
Sizde kuyuya atlayın, düşün görürsünüz diyormuş.
İnsanların bir kısmı kuyuya düşen adama niye çıkmak istemiyorsun?
Diye bağırıp çağırıyorlarmış.
O da sizde düşünde benim gördüklerimi yaşadıklarımı yaşayın diye sesleniyormuş.
Bazıları bu adam kuyuda rahat ki!
Bizi de çağırıyor. Merakla!!!
Neden kuyudan çıkmak istemesin diye düşünüp, bir kısmı da O’nun la kuyuda buluşmak için kuyuya atlıyorlarmış.
Kuyudaki kişi herkesin kendisi gibi kuyuya düşüp çamur vaziyeti almasından memnun oluyor, zevkten dört köşe oluyormuş. Ben kirlendim onlarda kirlensin diyormuş.
Kuyunun üzerinde aklı başında olanlar olayı sezmiş, meczubu kendi haline bırakmak en hayırlısı diye düşünerek kuyunun etrafını terk etmişler.
Kuyudakilerde debelenmeye devam etmişler. Hikâyenin sonu maalesef kimine mutlu bitmiş.
Kimine mutlu bitmemiş.
Kuyudan Cennet ve Cehenneme iki kapı açılmış, Cehenneme açılan kapıda “sizin çamurunuzu bu ateş temizler” yazıyormuş.
Cennete açılan kapıda ise “evinize hoş geldiniz” yazıyormuş.
Buyurun mekânlarınıza denmiş.
Cennette, Cehennemde imtihana tabi tutulan insanoğlu için; Kuyu ise bize verilen imtihanın süresi, bizim yaşam müddetimiz, ömrümüz. Kapılar ise ödül ve ceza için insanların ahiretteki mekânlarına sevk edildikleri yerler.
Meczup olup imtihan sırrından kurtuluş olmadığına göre…
İmtihana vesile olan şeylerde emredileni yapıp, yasaklananı ise yapmayarak, bize vaad edilene ulaşma kapısıdır.