"HAYA, İMANDAN BİR PARÇADIR."

Abone Ol

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:
"الحياء من الإيمان.."
"HAYA, İMANDAN BİR PARÇADIR."

Resulullah böyle haber verdi. İman, haya olarak meyve verir. Haya ahlakî hasletlerin zirvesidir. Zira gaybî sadakatı ve ahd û mîsakı istilzâm eder. Toplumun temâdisi bununla merbuttur. Asra ve zamana tagallüb de buna muttasıldır.

Haya ve ahlaktan tecerrüd etmiş bir cemiyet, kendi varlık mukavelesini kendi eliyle feshetmiş demektir. Zira bu mukavelenin ilk ve en mukaddes halkası aileye aittir. Haya perdesinin yırtıldığı yerde, mahremiyetin mukaddesatına leke sürülür; sadakat ilga olur, şefkat ise yerini bencil bir şehvete terk eder. Aile ki cemiyetin rahmidir; bu rahim kuruyunca, nesiller yetim, yarınlar ise fırtınalı bir meçhule mahkûm kalır.

Bu çözülüş, dalga dalga neşet ederek nihayetinde toplumu ve onun nizamını kuşatır. Güven asabiyesi çöker, adalet mefhumu lügatlardan silinir ve geriye yalnızca menfaat çatışmalarının hüküm sürdüğü vahşi bir kargaşa kalır. Ahlakını kaybetmiş bir toplum, harcı feda edilmiş bir bina gibi, en cuzî bir sarsıntıda kendi enkazı altında ezilmeye müstahaktır.

Bu mahlut inkıraz, şüphesiz ki milletin de bekasını tehdit eder. Normlar, ahlakî bir vicdanla tahkim edilmedikçe kuru birer kağıt parçasından ibarettir. Rüşvetin, iltimasın ve emanete hıyanetin sıradanlaştığı, devlet otoritesini temsil eden güvenlik kuvvetlerinin elinin kolunun bağlandığı bir vasatta, asayiş ve nizam teessüs edemez. Ahlakî mevkıfını yitiren insan sadece kendisine değil ailesine , şehrine ülkesine ve milletine de zarar verir. Devlet adaleti ikameye memurdur
Adaletin olmadığı bir nizam cevr ü cefa merkezine tahavvül eder ki; bu da mukadder olan zevali hızlandırır.

Nihayet bu yangın, hudutları aşarak tüm dünyayı küresel bir buhranın ve derin bir çıkmazın eşiğine sürükler. Bugün insanlığın müşahede ettiği savaşlar, sömürgeler, çevre felaketleri ve insani trajediler; esasen küresel bir haya kıtlığının ve ahlakî iflasın tezahüründen başka bir şey değildir.

Güçlü olanın haklı sayıldığı, mazlumun feryadının sağır kulaklarda yankılandığı bu modern barbarlık asrı, insanı kendi hırsının kölesi yapmış ve arzı yaşanmaz bir cehenneme çevirmiştir.

Asırların menfezinden telammu eden hikmet hüzmesi ve hülasatul mülahhas bir kelamı kibar şu hükmü ihbar ediyor bize:
"Züht, uzlet ve haya tefekkürü; tefekkür imanı; iman ise tevhidi ve hayayı istilzam eder. Muharrar adam ahlakî mevkıfını mefkûd etmez!"...

Eğer bir kurtuluş ümidi varsa, o da insanın yeniden fıtratına, yani o özgürlüğün şerefli makamına rücu etmesiyle mümkündür.

Ahlakî mevkıfını kaybetmeyen muharrar adamlar, bu küresel karanlığın ortasında birer hidayet meşalesi gibi parlayacak ve dünyayı düştüğü bu vahşet çukurundan çekip çıkaracaktır.

Hâli hazırda nasıl bir paha biçilmez hazîneyi zayi ediyor olduğumuzu müdrik miyiz?

Zannetmiyorum...