Gurbette Bir Öğretmen 1

Abone Ol

Öğretmenlik yolculuğunda öyle günler vardır ki, insanın içindeki bütün defterleri yeniden açar. Ne ders planı kalır o günün karşısında, ne ölçme çizelgesi… Çünkü doğa, kendi büyük kitabını önümüze serer. İşte biz de o sabah, Kilis’in serinliğini içine çekmiş bozkırına doğru yürürken, sanki toprağın altından yüzyılların uykusu uyanıyordu.

Uzakta, daha yeni kıpırdanan günün içinde bir sürünün sesi yükseldi. O ses, rüzgârla birlikte dağlardan ovaya inmiş eski bir türkünün devamı gibiydi; Kilis Keçisi’nin çağrısı.

Çocuklar sürüye yaklaştıklarında ilk önce durup baktılar. Bir hikâyenin kapağını eli titreyerek açan bir çocuk gibi… Tozun, güneşin, toprağın içinde keçiler ağır ağır yürüyordu. Sonra usta bir yetiştirici çöktü keçinin yanına. Elleri nasırlı, yüzü rüzgârla yoğrulmuş, sesi toprak gibi ağırdı. Sağmaya başladı. İnce bir ritim tuttu parmakları; sanki asırlardan beri süren kadim bir el işçiliğini yeniden canlandırıyordu. Kovanın dibine düşen her damla, çocukların gözlerinde büyüdü, büyüdü; bir damlanın bile nasıl emek istediğini, nasıl alın teriyle yoğrulduğunu o an öğrendiler.

Minik Filozoflar Sınıfı, kovaya dolan sütü izlerken yalnızca bir ürüne değil, bir kültürün derin köklerine tanık oldular. Çünkü toprağı tanımak, üretimi görmek, emeğe saygı duymak… Bunların hepsi ders kitaplarında yazılıdır ama hiçbiri bugünkü kadar gerçek değildir. Bugün toprağın kokusu yüzlerine vurdu, emeğin sıcaklığı avuçlarında kaldı.

Belki de öğretmenlik dediğimiz şey, işte tam budur:Bir damla süt kadar küçük görünen bir anın, insanın ömrüne kazınacağını bilmek.

Gurbette Bir Öğretmen