Bayram sabahı evlerin pencerelerinden taze demlenmiş çay kokuları, börek kokuları sızıyor, sofralarda en güzel tabaklar yerini alıyor, çocukların neşeli çığlıkları sokaklarda yankılanıyor.
Her şey olması gerektiği gibi kusursuz görünüyor.
Ancak insanın içinde öyle bir yer var ki, dışarıdaki tüm o bayram neşesine, o kalabalık sofralara rağmen susmuyor. Orası vicdan.
Bugün bayram ama insan tam da bu noktada bir yol ayrımına giriyor.
Bir yanda elleri öpülen, cepleri harçlıkla dolan şanslı çocuklar.
Diğer yanda oyun parklarının değil, bombaların gölgesinde büyümeye, hayata tutunmaya çalışan minik canlar.
Bir yanda özenle hazırlanmış bayramlık kıyafetler.
Diğer yanda erkenden solmuş, kefenlere sarılmış küçücük bedenler.
Kalbi olan insan.
Vicdanı olan insan.
Bayramı sadece kendi dört duvarı arasında yaşayamıyor. Kalp sınır tanımaz.
Acının pasaportu.
Kederin coğrafyası olmaz.
Bayram dediğimiz şey, belki de tam o ince sızının başladığı yerde şekilleniyor.
Kendi sevincine rağmen başkasının acısını iliklerinde hissedebildiğin, kendi tokluğundan utanıp lokmanı bölüşebildiğin yerde başlıyor.
Bir tebessümü.
Bir duayı.
Bir merhameti sadece kendin için değil, hiç tanımadığın bir mazlum için de çoğaltabildiğinde anlam kazanıyor.
Biz bugün burada huzurla bayram ediyoruz ama dünya maalesef susmuyor. Mazlumların sessiz çığlığı, o uzak coğrafyalardaki çocukların hüzünlü bakışları ve evladını yitirmiş annelerin içli duaları gelip soframızın başköşesine oturuyor.
O an anlıyoruz ki; bayram sadece kutlanan bir merasim değil, aynı zamanda büyük bir hatırlama biçimidir.
Gerçek bayram hiçbir çocuğun sabahları korkuyla uyanmadığı, hiçbir annenin evladının ardından gözyaşı dökmediği ve hiçbir insanın kimsesizliğe mahkûm edilmediği gün gelecek.
Zulmün bittiği, adaletin sofralara katık olduğu o sabah, bayram gerçekten bayram olacak.
O güne kadar vicdanımızın sesini kısmadan.
Sızımızı unutmadan.
Umudumuzu da yitirmeden yürümeye devam edeceğiz.